Çalışmalarİzleme Raporlarıİzleme ve Raporlama

“Türkiye’de Din veya İnanç Özgürlüğü İzleme Raporu 2022” yayımlandı!

Temenniden Eyleme İlerleme Çağrısı – Türkiye’de Din veya İnanç Özgürlüğü İzleme Raporu 2022, Nisan 2019 ile Aralık 2021 tarihleri arasında Türkiye’de din veya inanç özgürlüğü alanında yaşanan önemli yasal, yargısal ve idari gelişmeleri kapsıyor. Rapor, uluslararası insan hakları standartları ile uyumlu olmayan noktalara işaret ediyor ve bunları gidermek amacıyla yetkililere tavsiyeler sunuyor.

Dr. Mine Yıldırım tarafından kaleme alınan rapor hazırlanırken, çeşitli din veya inanç topluluklarından ateist ve deist gruplara; ilgili sivil toplum kuruluşlarından İstanbul, Ankara, İzmir, Malatya, Elazığ, Mardin ve Diyarbakır’dan insan hakları savunucularına dek uzanan bir yelpazede 50’den fazla kişiyle görüşmeler yaptık. Ayrıca çeşitli din veya inançlara sahip, farklı yaş grupları ve farklı mesleklerden kadınlarla görüşme yapılarak hazırlanan “Kadın ve din veya inanç özgürlüğü” başlıklı bölümde, din veya inanç özgürlüğü toplumsal cinsiyet merceğiyle ele aldık.

Din veya inanç özgürlüğü alanında varlığını sürdüren meseleler hala çözümlenmeyi bekliyor

Türkiye’de din veya inanç özgürlüğü alanında uzun süredir varlığını sürdüren meseleler hala çözümlenmeyi bekliyor. Oysa ki temel insan hakları sözleşmelerine taraf bir ülke olarak Türkiye’nin insan hakları alanında önemli yükümlülükleri var:

Bu sorunların çözümü, yürütme, yasama ve yargı organlarının çok yönlü çabalarını gerektiriyor. Yargı din veya inanç özgürlüğünün korunmasıyla ilgili anayasal ve uluslararası insan hakları standartlarını tutarlı bir şekilde uygularsa, kişiler ve din veya inanç topluluklarının adalete erişmesi mümkün olabilecek.

Ateistler, deistler ve agnostikler hayatın her alanında ihlallerle karşılaşıyor

Ateistler, deistler ve agnostikler işyerinde, aile içinde ve eğitim sisteminde sistematik ihlallerle karşılaşıyor:

Ateist, deist ve agnostik ebeveyn ve öğrencilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri kapsamında verilen zorunlu din eğitiminden muafiyet hakkı bulunmuyor. Başta İslam olmak üzere genel olarak bir dine veya inanca ya da söz konusu din veya inancın belirli yorumlarına karşı eleştiride bulunanlar, şikâyet konusu edilerek Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında kovuşturmaya uğrama riskiyle karşı karşıya.

İbadet yeri sorunu sürüyor, AİHM kararları göz ardı ediliyor

Raporda ele alınan önemli konulardan biri ibadet yeri statüsü edinilmesi sorunu. Bu sorun bilhassa Aleviler, Yehova Şahitleri ve Protestan cemaatleri açısından geçerli ve devlet yetkilileri bu konudaki AİHM kararlarını göz ardı ediyor.

Din görevlilerinin eğitiminde ve din hizmetlerinde dikkat çekici eşitsizlik

Din görevlilerinin eğitiminde ortaya çıkan ayrımcılık raporda incelenen bir başka konu. Sünni Müslüman din görevlileri dışındaki din görevlilerinin eğitimine ilişkin yasal kısıtlamalar göze çarpıyor:

Sünni Müslüman din görevlilerinin eğitimine tahsis edilen kamu kaynakları karşısında diğer dinlerin görevlilerinin eğitimi için hiçbir kaynak ayrılmamasının yarattığı çarpıcı eşitsizlikler henüz giderilmiş değil. Alevi cemaati, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Protestan cemaati gibi dinî topluluklar din görevlilerine Türkiye’de eğitim veremiyor.

Ayrıca din hizmetlerinde de yalnızca Sünni Müslüman topluluğa kamu bütçesinden kaynak ayrılması ayrımcılık yasağına aykırı ve devletin eşitlik ilkesini gözetme yükümlülüğüyle çelişiyor.

Vicdani ret hakkının tanınmaması birçok insan hakkının ihlaline yol açıyor

Askerlik hizmetine karşı vicdani ret hakkının tanınmaması uluslararası insan hakları hukukuna doğrudan aykırılık oluşturuyor:

Yoklama kaçağı veya bakaya sayılan vicdani retçilere idari ve cezai tedbir ile yaptırımlar uygulanıyor. Birçok AİHM kararı ve BM İnsan Hakları Komitesi tarafından verilmiş bir görüşte bu ihlal tespit edildiği halde, henüz iç hukukta gerekli düzenleme yapılmış değil.

Hem seküler hem dinî kesimlerden tepki gören kadınlar çifte hayat yaşamak zorunda kalıyor

Farklı din veya inanç topluluklarına mensup kadınlarla yapılan görüşmeler kadınların;

  • din veya inanç özgürlüğü de dahil olmak üzere, insan haklarını kullanırken özgür iradeleri önünde büyük engellerle karşılaştığını,
  • özellikle evlerinde savunmasız olmaya devam ettiğini,
  • toplumun seküler ve dinî kesimlerinden baskı gördüğünü,
  • kendilerini sık sık çifte hayat yaşamak zorunda hissettiğini,
  • dinî kurumlarda yeterince temsil edilmediğini ortaya koyuyor.

Din adına kadınların aşağılanmasına tepki ve “Kadınlar Camilerde” kampanyası

Din adına kadınların aşağılanmasına karşı alenen eleştirel bir tutum sergileyen üç kadının hikâyeleri de raporda yer alıyor. Ayrıca, camilerde kadınların konumunu iyileştirmeye çalışan “Kadınlar Camilerde” kampanyası irdeleniyor.

Örgütlenme hakkı askıya alınmış durumda

Türkiye’de hiçbir din veya inanç topluluğu tüzel kişiliğe sahip değil. Bunun yarattığı sorunlar da raporda öne çıkan meselelerden biri. Gayrimüslim cemaat vakıflarının hala yönetim kurullarını seçemiyor olması örgütlenme hakkını baltalıyor:

Bu vakıfların yönetim kurulu seçimleri 2013’ten beri engelleniyor. Bunun sonucu olarak cemaat vakıflarının işleyişi ve bunlardan faydalanan cemaatler felce uğrayarak zayıflıyor. Söz konusu cemaat vakıfları kilise ve sinagog binaları, okul, hastane gibi gayrimüslim cemaat mülklerinin idaresi ve finansmanından başka hayırseverlik faaliyetleriyle de uğraşıyor. Bu vakıflar cemaatleri için bir can simidi işlevi görüyor.

Covid-19 salgınının bazı din veya inanç topluluklarına orantısız etkisi

Covid-19 salgınıyla bağlantılı olarak Mart 2020’den itibaren alınan tedbirler, inançlı kesimleri ve din veya inanç topluluklarını farklı şekilde etkiledi:

Camilerle ilgili daha fazla yönerge hazırlanırken, başka din veya inanç topluluklarına özel bir şekilde yol gösterilmedi. Gerekli ayarlamalar ya hiç ya da eşit düzeyde yapılmadı. Derin sistemsel eşitsizlikler salgın sırasında daha da görünür oldu. Her zaman olduğu gibi, kamu bütçesi camilere ve bu hizmetlerden yararlanan kişilere sunulurken, diğer din veya inanç topluluklarına bir kaynak ayrılmadı.

Eğitimde din veya inanç özgürlüğü kısıtlanıyor

Çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, katılım hakkı ve ebeveynlerin çocuklarını kendi felsefi veya dinî görüşlerine göre yetiştirme hakkı, Türkiye’deki eğitim sistemi içerisinde sistematik müdahaleye maruz kalıyor:

Bu dersten muafiyet mekanizması da dahil olmak üzere zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, seçmeli din dersleri, okullardaki İslami uygulamalar ve liselere geçiş sınavı, başka hususların yanı sıra, çocuğun din veya inanç özgürlüğünün korunmasına yönelik ciddi bir müdahale oluşturuyor.

El konulan birçok mülk hala din veya inanç topluluklarına iade edilmedi

Çok çeşitli din veya inanç topluluklarına ait olan mülklerin ve bunlarla bağlantılı vakıfların geçmişteki kayıplarının etkisi hala devam ediyor. Haksız şekilde el konulan gayrimüslim cemaat vakfı mülklerinin iadesi süreci henüz tamamlanmış değil. Bunun yanında, birçok dinî yapı da harap ve yok olmanın eşiğinde.

Somut öneriler

Din veya inanç özgürlüğü alanında somutlaşan tüm bu eşitsizlik ve ihlallerin giderilmesi için sunulan somut önerilerden bazıları şunlar:

  • Türkiye uluslararası insan hakları sözleşmelerine koyduğu tüm çekinceleri kaldırmalı.
  • Türkiye Azınlık Dilleri Avrupa Şartı’nı ve Ulusal Azınlıkların Korunmasına dair Çerçeve Sözleşmeyi onaylamalı.
  • Türkiye din veya inanç özgürlüğünü ilgilendiren davalarda verilen AİHM kararlarını ve İnsan Hakları Komitesi Görüşlerini yerine getirerek, benzer ihlallerin yaşanmasını önlemek için gecikmeksizin genel tedbirler almalı.
  • Devlet yetkilileri ailede, din veya inanç topluluğunda ve işyerinde din veya inanç özgürlüğü önündeki engelleri anlamak üzere gerekli adımları atmalı.
  • Nüfus kayıtlarındaki din hanesi kaldırılmalı. Din hanesi resmi kayıtlardan kaldırılana dek, bireylerin din veya inançlarını kendi tercih ettikleri şekilde ifade etmesine olanak tanınmalı. Buna ateizm ve agnostisizm gibi dünya görüşlerinin de dahil edilebilmesi için, sınırlı seçeneklere sahip bir listeden seçim uygulamasına son verilmeli.
  • Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulma hakkını kullanmak isteyen Hristiyan ve Yahudi öğrenciler, aynı derecede önemli olan nüfus kayıtlarında din hanesini boş bırakma hakkından feragat etmek zorunda bırakılmamalı. Muafiyet talebinde bulunmaları bu haktan yararlanmaları için yeterli sayılmalı.
  • MEB, ayrımcılık içermeyen bir muafiyet uygulaması için gecikmeksizin adımlar atmalı.
  • MEB, eğitim sisteminde çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü destekleyecek şekilde, kendi program ve uygulamalarını gözden geçirip değiştirmeli.
  • Askerlik hizmetine karşı vicdani ret gecikmeksizin anayasal hak olarak tanınmalı. Vicdani retçilere yönelik olarak yürütülen tüm ceza davaları sona erdirilmeli ve tazminat sağlanmalı.
  • Vicdani ret başvurularına ilişkin istatistik tutulmalı. Bu istatistikler vicdani retçilerin sayısını, verilen para cezalarını, yürütülen ceza soruşturmalarını ve vicdani retçiler hakkında verilmiş olan mahkûmiyet kararlarını içermeli ve kamuoyu ile paylaşılmalı.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı kadınların camilere eşit erişimini güvence altına almalı.
  • Cemevlerinin, Protestan kiliselerinin ve Yehova Şahitleri ibadet salonlarının ibadet yeri olarak tanınması önündeki sistematik engeller derhal kaldırılmalı.
  • Devlet yetkilileri ibadet ve uygulamada anadilin kullanımına müdahale etmekten kaçınmalı. Aksine, din veya inanç toplulukları ibadetleri sırasında geleneksel olarak kullandıkları dillerin kullanımı ve geliştirilmesi konusunda desteklenmeli.
  • Terör suçlarından mahkûm edilmiş kişiler kamusal dinî hizmetlerden yoksun bırakılmamalı.
  • Gayrimüslim cemaatlerin örgütlenme özgürlüğünü tam anlamıyla koruyacak tedbirler alınmalı.
  • Geçmişte haksız şekilde el konulan bütün malların dinî cemaatler ve vakıflara iadesine imkân sağlayan bir mevzuat çıkarılmalı.
  • Türk Ceza Kanunu’nun “dinî değerleri aşağılamayı” suç sayan 216. maddesi kaldırılmalı.
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, kadınların başta camiler olmak üzere ibadet yerlerine erişiminin erkekler ile eşit koşullarda olmasını sağlamalı.
  • Kadınların ve LGBTİ’lerin egemen inanç dogma ve öğretilerine eleştirel yaklaştığı durumlarda, bu grupların ifade özgürlüğü ile din veya inanç özgürlüğünün desteklenmesi ve bu grupların damgalanmaması, tehdit edilmemesi ve kovuşturmaya uğramaması için devlet yetkililerinin önlemler alması gerekli. Bu kişiler hedef alındığında, yetkililer bu kişilerin korunması için tedbir almalı.
  • Din veya inanç toplulukları, sinagog, kilise, cami, cemevi ve Yehova Şahitlerinin ibadet salonları da dahil olmak üzere ibadet yerlerinin idaresinden sorumlu derneklerde kadınların eşit temsilini sağlamalı.

RAPORA ULAŞMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

İlgili Makaleler

Back to top button