Çalışmalar > Etkinlikler >

“SKA’lar bağlamında din veya İnanç özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği” webinarı yayında!

İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin “SKA’lar bağlamında din veya inanç özgürlüğü ve cinsiyet eşitliği” başlıklı webinarı, 6 Ekim 2021’de düzenlendi.

Moderatörlüğünü Prof. Dr. Serpil Sancar’ın üstlendiği webinara, Danimarka İnsan Hakları Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı olan Dr. Marie Juul Petersen ve Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Işık Tüzün konuşmacı olarak katıldı.

Webinarda Dr. Marie Juul Petersen, 2019’da yazdığıSürdürülebilir Kalkınma Amaçları Bağlamında Din veya İnanç Özgürlüğü ile Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi: Adalete Erişim, Eğitim ve Sağlık Odaklı Bir Bakış’ raporunun öne çıkan noktalarına değindi. Rapor, sürdürülebilir kalkınma amaçları (SKA’lar) bağlamında, din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki ilişkiye dikkat çekmeyi amaçlıyor. Raporda, sağlık, eğitim ve adalete erişim alanlarında sıklıkla karşılaşılan zorluklardan bazıları tespit ediliyor ve bu engellerin aşılması için öneriler sunuluyor.

Petersen, genel olarak bu iki insan hakkının sıklıkla birbiriyle çeliştiğine dair bir algının olduğuna ve bir hakkın diğerine erişilmesi önünde içkin bir engel olarak görüldüğüne dikkat çekti. Ancak, ikisi arasındaki bir çatışmaya ilişkin bu (yanlış) algının, çoğu zaman din veya inanç özgürlüğünün, dini, ve genellikle de muhafazakar, ataerkil dini, koruyan bir hak olarak anlaşılması olduğunun altını çizdi.

Bunun yanında Petersen, insan hakları perspektifinden bakıldığında, din veya inanç özgürlüğünün muhafazakar veya ataerkil dinî gelenek ve değerlerin korunmasıyla ilgili olmadığını vurguladı. İnanç özgürlüğünün, kadın hakları veya toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili diğer hakların ihlalini meşrulaştırmak için kullanılamayacağını belirtti. Bir dine veya inanca sahip olma (veya olmama) hakkı hiçbir zaman sınırlandırılamazken, bir dini veya inancı açıklama ve pratik etme hakkı çok özel durumlarda sınırlandırılabilir: Örneğin bazı uygulamalar başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal ettiğinde. Bu nedenle din veya inanç özgürlüğünün, cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık karşıtı mücadelelerde bireyleri güçlendirmek için bir araç olabileceğinin de altını çizdi.

Petersen, LGBTİ’lerin, kadınların, kız çocuklarının ve dinî azınlıkların ayrımcılık açısından karşılaştıkları zorlukların genellikle benzer ve din veya inanç özgürlüğüne dair yoğun kısıtlamalara sahip ülkelerin genellikle aynı zamanda yüksek düzeyde cinsiyet ayrımcılığına sahip ülkeler olduğunu aktardı. İnanca dayalı ayrımcılığın da cinsiyete dayalı belli sonuçları var ve cinsiyete dayalı ayrımcılık, başka ayrımcılık biçimleriyle birleşerek dinî azınlıklar için katmanlı sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle, Petersen bu bağlamda daha fazla araştırma ve analiz yaparak konuya dair kaynak yaratılmasının teşvik edilmesi gerektiğini dile getirdi.

Petersen, raporda hem genel olarak hem de analiz edilen belirli tematik alanlarla ilgili olarak, din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliğine daha kapsamlı bir yaklaşım için bir dizi tavsiye ve somut fikir sunduklarından da bahsetti. Ayrıca, din veya inanç özgürlüğü ve cinsiyet eşitliğini teşvik etme çabalarında dine ve dinî aktörlere yönelik incelikli ve kapsayıcı bir yaklaşıma duyulan ihtiyacı vurguladı.

Işık Tüzün, raporun din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve 4 numaralı SKA, yani eğitim hakkı, konularında örtüşen başlıklarına değinerek Türkiye bağlamında kamu eğitim sisteminin zorluklarını tartıştı. Tüzün, raporun merkezinde yer alan iki insan hakkı alanının da Türkiye’de kutuplaşmanın izlerini yansıtan alanlar olduğundan bahsetti. Devletin inanç özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarıyla da derinleşen bu köklü kutuplaşmanın, raporda vurgulanan bir araya gelme ve diyalog ile iş birliği ortamını sürdürmenin önünde engel teşkil ettiğini dile getirdi. Buna ek olarak, Türkiye’de özellikle dinî azınlıklara ve LGBTİ’lere yönelik artan nefret söyleminin bu gruplara mensup bireylerin haklarının korunmasında bazı zorluklara neden olduğunu aktardı.

Tüzün, deneyimleri, talepleri ve hakları görünmez olanların ve en az duyulanların çoğu zaman çocuklar olduğuna özellikle dikkat çekti. Oysa, çocukların katılım hakkı kendilerini etkileyen tüm konulardaki görüşlerinin dikkate alınması gerektiği anlamına geliyor. Özellikle çocukların din veya inanç özgürlüğü hakkı daha çok ebeveyn hakları ekseninde tartışılıyor ve Tüzün bu yaklaşımın sorgulanması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, okul ortamı ile otoriter ve hiyerarşik ilişkilerin, kız çocukları, LGBTİ çocuklar, dinî azınlık veya herhangi bir inanca mensup olmayan çocuklar için zorlukları artırabileceği için raporun analizlerinin çocuk haklarına odaklanan ek bir çalışmayla ileriye taşınabileceğinden bahsetti.

Tüzün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve müfredatla ilgili birçok revizyona rağmen, zorunlu din dersinin ağırlıklı olarak din öğretimi olarak kaldığını, bazı din ve inançlara ilişkin nesnel olmayan unsurlar içerdiğini belirtti. İnançlar açısından önemli bir çeşitliliğe sahip bir toplumda, bu ders Sünni İslam’ı temel alıyor ve diğer dinler ve inançlar İslami bakış açısıyla sunuluyor. Bunun yanında Tüzün, ayrımcı olmayan bir muafiyet mekanizmasının olmamasının da ayrıca önemli bir sorun teşkil ettiğine dikkat çekti.

Tüzün, Türkiye’deki müfredatın evrensel değerlere yeterince odaklanmamasının, ders kitaplarında cinsiyetçi referanslar içeren ulusal değerlere yer verilmesine ve toplumsal cinsiyet konularına ve eşitliğe yeterli düzeyde önem verilmemesine neden olduğunu belirtti. Bu nedenlerle Tüzün, Türkiye’nin din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine bir tartışma yürütmesinin, bu tartışmayı gençlere ve onların bakış açılarına açmasının ve eğitim sistemini bu iki hakka saygı gösteren yenilenmiş bir müfredatla güçlendirmenin öneminden bahsetti. Bunun yanında müfredatın ve eğitim sisteminin diğer tüm hak ve hak sahiplerini de dikkate alarak başka ayrımcılık biçimlerini irdelemesinin de çok kritik olduğuna değindi. Ayrıca, toplumda farklı inanç gruplarının da farklı ihtiyaçları olduğunu ve bu farklı ihtiyaçlara eğitim sektöründe daha etkili bir şekilde odaklanılması gerektiğini belirtti.