Kütüphane > İnanç Özgürlüğüyle İlgili Haberler >

Azınlıklar üzerinde vesayet var

Azınlık vakıfların yönetim kurulu seçimlerini düzenleyen ‘Azınlık Vakıfları Seçim Yönetmeliği’ halen yayımlanmış değil. Yönetmelik tartışmalarının odağında bulunan isim ise, Vakıflar Meclisi Azınlık Vakıfları Temsilcisi Laki Vingas. Vingas, değişen dünya koşullarında azınlık topluluklarının sorunlarının yönetmeliklerle çözülemeyeceğini, yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini söylüyor.

Azınlık vakıfların yönetim kurulu seçimlerini düzenleyen ‘Azınlık Vakıfları Seçim Yönetmeliği’ halen yayımlanmış değil. Yönetmeliğin çıkarılmaması vakıflarda ciddi sıkıntılar doğuruyor. Yöneticileri istifa ettiği için yetersiz sayıyla çalışan vakıflar; görev süresi dolan, ancak seçim yapılmadığı için göreve devam etmek zorunda kalan yöneticiler; yönetmelik boşluğunun yarattığı fırsattan yararlanarak göreve devam eden yönetimler var. Tartışmalı seçimler yenilenemiyor. Bu arada büyük projelere imzalar atılıyor, uzun yıllara yayılan kira sözleşmeleri yapılıyor, önemli vakıf mülkleri satılıyor. Yönetmelikle ilgili taslakların hükümete iletildiği biliniyor ancak bu konuda halen adım atılmış değil.

Yönetmelik tartışmalarının odağında bulunan isim ise, Vakıflar Meclisi Azınlık Vakıfları Temsilcisi Laki Vingas. Yönetmelik bir türlü hazırlanmadığı için Mayıs ayında istifa eden Vingas, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın verdiği güvencenin ardından istifasını geri aldı. Vingas, bir süredir yönetmelikle ilgili sorulara cevap vermiyor, konu hakkında konuşmuyordu. Ancak, Vakıflar Meclisi’nin bu tek azınlık temsilcisi, yönetmeliğin açıklanmamasından kaynaklanan sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.

Değişen dünya koşullarında azınlık topluluklarının sorunlarının yönetmeliklerle çözülemeyeceğini, yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünen Vingas, yönetmeliğin söz verildiği halde bir türlü çıkarılmamasını, “Geçmişten gelen bir pençe var sanki” sözleriyle yorumladı.

  • Şu anda vakıf seçimleri yönetmeliği hangi aşamada?

Geçen gün Başbakanlık’tan aradılar, “Hâlâ olmadı mı?” diye sordular. Olmadı. Sürecin kronolojisiyle ilgili bir şeyler söylemek istemiyorum, artık hepsi belli. Bizim yaptığımız tekliflerden sonra, Ermeni toplumu adına Başbakan’la yapılan görüşme var. Yeni bir istişare ve daha sonra yeni bir yönetmelik taslağının verilmesi gündeme geldi, örnekler hazırlandı. Ellerinde bunlar var ama nedense bir gelişme sağlanmadı. Bu meseleye dair benim ekleyecek bir şeyim yok. Ama artık bıçak kemiğe dayandı. Yeni yönetim kurullarına ihtiyaç var. Eski yönetimler istifa ediyor. İki kişiye düşmüş yönetimler var. Musevi toplumu için bugüne kadar acil bir sıkıntı görünmüyordu ama onlar da ne zaman yönetmelik çıkacağını sorar oldu. Aciliyet var. Rum ve Ermeni toplumunun bu konudaki hassasiyetleri ve duruşları belli. Sanki geçmişten gelen bir pençe var, ve o pençe bizim açık toplum olmamızı engelliyor. Daha demokratik, daha şeffaf, kendi kamuoyumuzun daha fazla söz hakkı olması, daha talepkâr olması bir şekilde engelleniyor.

  • Yönetmeliğin olmaması ne tür problemler yaratıyor?

Yönetmelik artık çare değil. Artık, bir kanun çözüm olacaktır. Yönetmeliklerle, bu sistem on yıllar boyunca topal kaldı. Türkiye’de bizimkinin dışında hiçbir tüzel kişilik grubu yok ki, kendi seçme ve seçilme hürriyeti, bir kamu yönetmeliğiyle belirlensin. 1940’tan beri devamlı böyle sıkıntılara maruz kaldık. O özgürlüğün verilmesi istenmiyor. Bu tamamen siyasi bir olaydır. Mutlaka bundan nemalanan taraflar vardır. Bu nemalanan tarafların yarattığı haksızlık, onları destekleyenler açısından da son derece yanlıştır. Hükümetimizin hukukçularıyla konuştuğumda, “Bu bir hukuksuzluktur” diyorlar. Demek ki burada ciddi bir engel var. Başbakan’ın ifadesiyle, böyle bir vesayet sisteminin bu gibi küçük toplumlara çok ciddi zararlar verdiği görüldü. Mesela Rumların seçmen sayısı çok düşük ve 70 tane vakıfları var. Yönetme kapasitesi düşük. Böyle süreçlerde yönetmeliğin çıkmaması ciddi bir disiplinsizlik getiriyor. Sürekli olarak, mülklerin satışını duyuyoruz. Kimin ne kadara, neyi sattığını da bilmiyoruz. Bu konuda şeffaflık problemi yaşıyoruz ve bunun nedeni, oy veren iradenin, oy verdiği yönetimi denetleyememesi. Vakıf, 25 yıl seçim yapmamış ama bir mülkü kiraya veriyor, 35 yıllığına veya 75 yıllığına! Bir mülkün hükümdarı olma hakkını sana kim verdi?

  • Mülk iadeleri başta olmak üzere, çeşitli adımlar da atılıyor. Bu ikircikli tutumun nedeni ne?

Yönetmelik konusu hükümetin iyileştirme anlayışı çerçevesinde sarf edilen bütün gayretleri gölgeliyor. “Sizin mülkiyetinizi iade ediyorum” diyorlar ama mülkiyetinizi sahiplenme, yönetme ve seçme seçilme sistemini kurma iradesini vermiyorlar. Nerede kaldı milli irade, halk iradesi? Bu irade ancak seçim yoluyla tescil edilir. Bizim en büyük sıkıntımız bu.

  • Bu konuda nasıl bir engel söz konusu?

Sebepleri konusunda bir şey belirtemiyorum. Bu hukuksuzluğu destekleyecek bir mantıki yorum olamaz. Bu süreç hiçbir şeye uymuyor. Ne Lozan’a, ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, ne anayasaya… Bundan nemalananlar vardır. Bazıları çok açıktır, bazıları perde arkasındadır.

‘Yönetmelik yetmez, kanun gerek’

  • “Yönetmelik çıksa dahi yetmeyecek” diyor ve kanuni bir düzenlemeden bahsediyorsunuz…

Yetmez. Örgütlenme hürriyeti dediğimiz zaman, neler var içinde… Ben kendi vakıflarımı birleştirebiliyor muyum, sayısını azaltabiliyor muyum, kendi ihtiyaçlarıma göre sayısını artırabiliyor muyum, bir federasyon kurabiliyor muyum? Hayır. Çünkü tüzük yok. Medeni hukukun şartlarına göre kurulmuş vakıfların yararlandığı bütün haklardan yararlanmam lazım. Benim bir geleneğim var, o geleneği yaşatabilmem lazım. Kendi sistemimi denetleyebilecek organlarım var mı? Yok. Denetim organlarının kurulması lazım. Yönetmelikle olmaz. Yönetmelik, “Dört yılda bir yapılacaktır” diyor, “Şunlar yapılacaktır” demiyor. Hep ucu açık ifadeler… “Kendisi tarafından yönetilir” diyor ama onun şartları yok. Benim ihtiyaçlarıma göre bir sistem yaratmam lazım. Vakıflar, bize para getirecek, ibadet yapacak yerler değil yalnızca. Bunlar bizim sosyal gelişmemizi sağlayacak. Modern toplumun bütün ihtiyaçlarını giderebilmem lazım, ve bunlar için kanun lazım.

  •  Tüzel kişilik sorunu da var tabii…

Vakıflarımızın, var oluş  sebebinin temelinde bir dini kurum var. Ben bugün o dini kuruma yardım edemiyorum. Düşünün, bir Ermeni kilisesi, resmi olarak, patrikhanesine para gönderemiyor. Çünkü tüzel kişiliği yok. Hukukçuların kimi AİHS’e göre, kimi Osmanlı Nizamnamesi’ne göre, kimi anayasaya göre, kimi Lozan’a göre yorumluyor. Yorum dinlemekten yorulduk. Her siyasi sürece göre bir yorum geliştiriliyor. Bunlara bir çare bulmamız lazım. Artık bir kanun lazım. Bu kanun, tüzel kişilik sorunlarını da çözmeli.

  • Bir model var mı?

Niyet olsun, model bulunur. “Biz bu sorunu çözeceğiz” desinler, 72 saatte çözeriz.