İnanç Özgürlüğüyle İlgili Haberler

AYM’nin yeni laiklik yorumu daha özgürlükçü bir yorum mu? – I

24.07.2013, anayasaizleme.org / Mine Yıldırım

Anayasa Mahkemesi (AYM) Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  üyelerinin “4+4+4” adıyla bilinen 6287 Sayılı Yasa’nın,[1] bazı maddelerinin iptaline dair başvurusuna ilişkin değerlendirmesinde laiklik ilkesine ilişkin olarak laikliğin “daha özgürlükçü” yorumu olarak adlandırdığı bir yorum ortaya koymuştur. Söz konusu “özgürlükçü” yorumun genel ilkeleri devletin tarafsızlığına ve bireylerin inançlarını açıklama haklarına vurgu yapmaktadır. Ne var ki, mesele bu ilkelerin eldeki dava konusuna uygulanması olduğunda, AYM’nin, ortaya koyduğu ilkeleri tutarlı bir şekilde uygulamak bir yana, Türkiye’de din ve inanç özgürlüğü hakkının mevzuatına ve özellikle de uygulamasına ilişkin birçok olguyu göz önünden bulundurmadan bir hüküm kurduğunu görüyoruz.

Aşağıda daha ayrıntılı bir şekilde açıklamaya çalışacağım gibi AYM’nin bu yorumu, devletin, çoğunluk inancına yönelik olarak sunduğunu ileri sürdüğü din hizmetleri aracılığıyla din alanına daha fazla girmesine olanak tanırken,  bireylerin ve grupların din veya inanç özgürlüklerinin, özellikle din eğitim ve öğretim alanında,  önündeki engelleri olağan karşılayan bir içtihat oluşturuyor. Bunu yaparken ise din eğitimi ve öğretimi alanındaki eşitsizlikleri görmezden geliyor.

Kararın dikkate alınması yeni bir laiklik anlayışı ortaya koyması açısından da önemli.  Nitekim, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bu kararın sadece iki karşı görüşle, yani çok büyük ölçüde bir fikir birliği içinde çıktığı için “güçlü bir içtihat” olduğunu açıklarken, “daha özgürlükçü bir laiklik anlayışına” ulaştıklarını ve bunun ülkenin laiklikle ilgili sorunlarını çözebilecek bir yorum olduğunu vurgulamıştır.[2]

AYM’nin yeni laiklik anlayışı teoride gerçekten de ilerici. Buna göre laiklik, bireyin değil, devletin bir özelliğidir ve bireylerden laik olmaları beklenmez.  AYM  “laikliğe dair bu yeni özgürlükçü” görüşü şöyle tarif ediyor:

Laikliğin daha esnek ya da özgürlükçü yorumu ise dinin bireysel boyutunun yanında aynı zamanda toplumsal bir olgu olduğu tespitinden yola çıkmaktadır. Bu laiklik anlayışı, dini    sadece bireyin iç dünyasına hapsetmemekte, onu bireysel ve kollektif kimliğin önemli bir unsuru olarak görmekte, toplumsal görünürlüğüne imkân tanımaktadır. Laik bir siyasal   sistemde, dini konulardaki bireysel tercihler ve bunların şekillendirdiği yaşam tarzı devletin müdahalesi dışında ancak, koruması altındadır. Bu anlamda laiklik ilkesi din ve vicdan özgürlüğünün güvencesidir.[3]

Diğer bir vurgu ise çoğulculuğa yapılıyor:

Demokratik ve laik devletin temel amaçlarından biri, toplumsal çeşitliliği koruyarak,         bireylerin sahip oldukları inançlarıyla barış içinde bir arada yaşabilecekleri siyasal          düzenleri inşa etmektir. [4]

AYM’ye göre laik devlet, resmi bir dine sahip olamaz, din ve inançlara karşı eşit mesafe gözetir ve “bireylerin dini inançlarını barış içerisinde serbestçe öğrenebilecekleri ve yaşayabilecekleri bir hukuki düzeni tesis eden, din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan devlettir”.   Bu özgürlükçü laiklik anlayışı, devlete negatif ve pozitif yükümlülükler yüklemektedir; “negatif yükümlülük, devletin bir dini ya da inancı resmî olarak benimsememesini ve bireylerin din ve vicdan hürriyetine zorunlu nedenler olmadıkça müdahale etmemesini gerektirmektedir. Pozitif yükümlülük ise devletin, din ve vicdan hürriyetinin önündeki engelleri kaldırması, kişilerin inandıkları gibi yaşayabileceği uygun bir ortamı ve bunun için gerekli imkânları sağlaması ödevini beraberinde getirmektedir.” Yazının tamamını okumak için tıklayınız.

 

 

 

 плетение шнура из 4 нитейразновидности спамамониторинг сми и соцсетей

İlgili Makaleler

Back to top button