Çalışmalar > Etkinlikler >

“Din veya inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü” webinarı düzenlendi

İnanç Özgürlüğü Girişimi’nin “Din veya inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü” başlıklı webinarı, 11 Şubat 2021’de düzenlendi.

Moderatörlüğünü İnanç Özgürlüğü Girişimi Proje Koordinatörü Dr. Mine Yıldırım‘ın üstlendiği webinarda, Marmara Üniversitesi Anayasa Hukuku Ana bilim dalı’ndan Doç. Dr. Tolga Şirin ve AGİT/DKİHB Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Danışmanı Đermana Šeta’yla din veya inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü tartışıldı.

Webinarda, Dr. Tolga Şirin, din veya inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarının uluslararası ve ulusal hukuktaki kapsamı, sınırları ve bu iki hakkın kesişimindeki noktalara değindi. Şirin, iki hakkın da demokratik toplum düzenini sağlamaya ve korumaya yönelik haklar olduğunu belirtti. Ancak, söz konusu iki hakkın da güvenliğin, kamu düzeninin, sağlığın, ahlakın ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi nedenlerle sınırlandırılabileceğinden bahsetti. Din veya inanç özgürlüğünün hem bir dine inananlar hem de ateistler, agnostikler, şüpheciler gibi gruplar açısından da önemli bir hak olduğunun altını çizdi. Şirin, ifade özgürlüğünün ise demokratik kamusal tartışmanın genişletilmesinde vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, ifade özgürlüğünün devlet veya nüfusun bir bölümü için rahatsız edici ifadeleri de koruduğunun unutulmaması gerektiğini belirtti. Şirin ayrıca, ifade özgürlüğü ve nefret söylemi arasındaki ilişkiye de değindi. Nefret söyleminin toplumdaki dezavantajlı grupları düşmanlaştırmaya, değersizleştirmeye veya dışlamaya dönük hiyerarşik bir anlatım olduğunu vurguladı. Dolayısıyla, bir ifadeyi nefret söylemi olarak nitelendirebilmek için mutlaka o söylemin kullanıldığı bağlamın ve iktidar ilişkilerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtti. Son olarak Tolga Şirin, normalde bireylerin haklarını dine dayalı nefrete karşı korunması gereken Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 maddesinin, sıklıkla dine hakaretin cezalandırılmasına değindi.[1]

Đermana Šeta ise öncelikle din veya inanç özgürlüğünün açıklanma hakkının yasal bir zemine dayandırılarak, meşru amaçlarla, ölçülü ve ayrımcı olmayan bir şekilde sınırlandırılabileceğinden bahsetti. Ancak zaman zaman, bazı gruplara yönelik ayrımcı ve orantısız kısıtlamaların uygulandığına dikkat çekti. Herhangi bir insan hakkının diğer haklardan bağımsız düşünülemeyeceğinin altını çizen Šeta hakların uygulanmasındaki en önemli kriterlerden birinin eşitlik olduğunu söyledi. Din veya inanç özgürlüğünün dinleri veya inançları değil bireyleri korumak için var olduğunu belirtirken, her bireyin fikirlerini ifade etme hakkına sahip olduğunu ve şiddete teşvik etmedikleri sürece yaptırıma maruz kalmamaları gerektiğini belirtti. Covid-19 pandemisiyle bağlantılı olarak bazı ülkelerde, Müslümanların ve başka diğer din veya inanç topluluklarının virüsü yaymakla suçlandığını ve damgalandığını dile getirdi. Ayrımcılığın, nefret söyleminin ve suçlarının yalnızca yasalarla çözülebilecek sorunlar olmadığını belirten Šeta, bu sorunlarla mücadele ederken kullanılabilecek AGİT tarafından tavsiye edilen ilkelere değindi. Buna göre aşağıdaki ilkeleri benimseyen bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinden bahsetti:

  • Hak temelli
  • Mağdur odaklı
  • Ayrımcı olmayan
  • Katılımcı
  • İşbirlikçi
  • Toplumsal cinsiyet odaklı
  • Hassasiyetlere önem veren
  • Şeffaf
  • Bütüncül

Šeta ayrıca, AGİT katılımcı devletlerinin hoşgörüsüz siyasi söyleme karşı bir beyanat imzalayarak nefretin tezahürlerine ve ırkçı, ayrımcı ve yabancı düşmanı kamusal söylemlere karşı ortak hareket etme konusunda taahhütte bulunduğunu belirtti. Çoğulculuğu ve kapsayıcılığı tesis edebilmek için devletlerin ve siyasi temsilcilerin öncelikli olarak sorumlu olduğunu dile getirdi.

Din veya inanç özgürlüğü ve ifade özgürlüğü hakkında bazı kaynaklar:


[1] TCK 216/3: “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”