Kaynaklar > Raporlar >

BM Özel Raportörü: Antisemitizm din veya İnanç özgürlüğü önünde ciddi bir engel

Download / İndir
Antisemitizm temelli olayların birçok ülkede hızla artmasının endişe verici olduğu aktarılan rapor, antisemitizm odaklı ilk BM insan hakları raporu olmasıyla öne çıkıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Din veya İnanç Özgürlüğü Özel Raportörü Dr. Ahmed Shaheed tarafından din veya inanca dayalı ayrımcılığa dikkat çekmek ve antisemitizmle mücadele etmek amacıyla 2019’da hazırlanan raporda antisemitizm, “demokrasi için zehirli” bir tehdit olarak nitelendiriliyor. Antisemitizm temelli olayların birçok ülkede hızla artmasının endişe verici olduğu aktarılan rapor, antisemitizm odaklı ilk BM insan hakları raporu olmasıyla öne çıkıyor.

Özel Raportör, antisemitizm temelli şiddet, ayrımcılık ve düşmanlığı din veya inanç özgürlüğü hakkından yararlanmanın önünde ciddi bir engel olarak tanımlıyor. Shaheed, Yahudi karşıtı olayların Yahudiler arasında bir “korku iklimi” yarattığını belirtirken, antisemitizmi de global bir olgu olarak ele alıyor. Raporda, küresel antisemitizmin boyutları, olumsuz etkileri, kaynakları, tezahürleri ve çevrimiçi nefret dahil söylemlerdeki karşılığı detaylı bir şekilde inceleniyor. Ayrıca devletler, medya, sivil toplum ve Birleşmiş Milletler’in antisemitizmle mücadele etmek, din özgürlüğü ve çoğulculuğu teşvik etmek için uygulayabileceği tavsiyeler de raporda yer alıyor.

Antisemitizmdeki yükselişin bir sonucu olarak, bazı ülkelerdeki Yahudi cemaati üyelerinin kipa gibi dinî kıyafetleri kullanmak veya geleneksel bir dilde kamuya açık tartışmalar yürütmek konusunda giderek daha isteksiz oldukları da raporda aktarılıyor. Ayrıca topluluk üyelerinin, kimliklerini ifade etmekten veya Yahudi dini ve kültürel etkinliklerine katılmaktan kaçındıkları belirtiliyor. Yahudi topluluklarının birçok yerde karşılaştığı tehditler, onları ibadet yerleri, okulları ve diğer dinî ve kültürel alanları için kapsamlı güvenlik önlemleri almaya zorluyor. Bu nedenle de hükümetlerin, toplumsal barışa ve güvenliğe yönelik ciddi bir tehdit olan antisemitizmle acil bir şekilde mücadele etmesinin oldukça önemli olduğu vurgulanıyor.

Shaheed, antisemitizmle mücadele için hükümetler gerekli adımları atmazsa, bu durumun yalnızca Yahudiler için değil, aynı zamanda diğer azınlık topluluklarının üyeleri ve bütün toplum için de risk teşkil edeceğini belirtiyor. Dolayısıyla devletleri, her türlü dinsel hoşgörüsüzlükle mücadelede yapılması gerektiği gibi, antisemitizmle mücadelede de insan hakları temelli bir yaklaşım benimsemeye çağırıyor. Bu bağlamda devletlerin, Yahudi karşıtı nefret suçlarını yasalarda ve pratikte tespit etmek, belgelendirmek ve önüne geçmek için adımlar atması gerektiğini belirtiyor. Ayrıca devletlerin, daha kapsayıcı politikalarla Yahudi topluluklarına erişimi artırmak, şiddet riski altındaki bireyleri korumak ve Yahudi karşıtı görüşlerin yayılmasını engellemeye yönelik eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunması gerektiğinin altını çiziyor.

Raporda öne çıkan bazı bulgular ise şöyle:

  • Dünya çapında din temelli nefrette görünür bir artışın olduğu bu dönemde, antisemitizm kaynaklı düşmanlık, ayrımcılık ve şiddet, bir insan hakları sorunu olarak yeteri kadar ilgi görmüyor.
  • Genel olarak, dünya çapında antisemitizm odaklı veri toplama oldukça sınırlı ve birçok devlette Yahudi karşıtı saldırılar eksik raporlanıyor. Ancak yine de antisemitizm kaynaklı düşmanlık, ayrımcılık ve şiddete ilişkin ihbarlar ve raporlar dünyanın birçok yerinde arttı. Resmî ve hükümet dışı gözlemciler, 2017 ve 2018’de dünyada Yahudi karşıtı olayların sayısında önemli bir artış kaydetti ve antisemitizmin şiddetli tezahürlerine (silahlı veya silahsız fiziksel saldırılar) ilişkin ihbarlar 2018’de küresel olarak yüzde 13 arttı.
  • Avrupa Birliği’ne üye 12 ülkede yapılan bir ankette, beş yıl içinde tacize/saldırıya uğrayan katılımcıların yüzde 79’unun, herhangi bir etkisi olmayacağını düşündükleri için bu suçları bildirmediği aktarılıyor. Yine aynı ankette, katılımcıların yüzde 85’inin antisemitizmi kendi ülkelerinde ciddi bir sorun olarak gördüğü, yüzde 34’ünün güvenlik kaygıları nedeniyle topluluk etkinliklerine katılmaktan veya Yahudi bölgelerini ziyaret etmekten kaçındığı ve yüzde 38’inin ise kendilerini güvende hissetmedikleri için göç etmeyi düşündükleri ortaya konuluyor.
  • Yahudilere yönelik ayrımcılık, hoşgörüsüzlük veya şiddet eylemleriyle tezahür eden antisemitizm, din veya inanç özgürlüğü dahil olmak üzere bir dizi insan hakkının ihlal edilmesine neden oluyor. Sinagoglara, okullara ve mezarlıklara yapılan saldırılar bu ihlallere örnek olarak gösterilebilir.
  • “En eski nefret” biçimi olarak da nitelendirilen antisemitizm, Yahudilerin yaşamadığı yerlerde bile çeşitli teorileri ve komploları temel alan sayısız ifade biçimiyle görünür oluyor.
  • Yahudi karşıtı düşmanlığı kışkırtmak ve meşrulaştırmak amacıyla, neo-Naziler ve radikal İslamcı gruplar tarafından kullanılan Yahudi karşıtı söylemler giderek yaygınlaşıyor. Ayrıca bazı raporlar, birçok ülkede ırkçılık karşıtı ve anti-emperyalist görüşlere sahip olduklarını iddia eden bireylerin de İsrail Hükümeti’nin politikalarına veya uygulamalarına yönelik eleştirilerini artan bir şekilde Yahudi karşıtı söylemlerle ifade ettiklerini ortaya koyuyor.
  • Yahudilere yönelik nefret söylemi özellikle çevrimiçi ortamda oldukça yaygınlaşıyor. Twitter’da İngilizce Tweetler üzerine yapılan bir araştırmada, yalnızca bir yılda 4,2 milyon Yahudi karşıtı tweet tespit edildi. Kamuoyunda tanınmış Yahudiler ve Yahudi kuruluşları da özellikle çevrimiçi ortamda hedef alınıyor.
  • Bazı resmî yasalar ve politikalar da Yahudi topluluklarının inançlarını uygulama hakkını engelleyerek din veya inanç özgürlüğü hakkının ihlal edilmesine neden oluyor.

Özel Raportör’ün ortaya koyduğu sorunlara karşı devletlere, sivil topluma, eğitimcilere ve medyaya yönelik bazı tavsiyeleri ise şöyle:

  • Devletler, sivil toplum, medya ve Birleşmiş Milletler antisemitizmle mücadelede insan hakları temelli bir yaklaşım izlemeli. Bu yaklaşımlar, eleştirel düşünceyi, empatiyi ve insan hakları okuryazarlığını teşvik ederek, Yahudi karşıtı propaganda da dahil olmak üzere aşırılık yanlısı ideolojilere dirençli, demokratik toplumların gelişimini destekleyen uygulamaları da içermeli. Ayrıca, toplum genelinde konuya ilişkin farkındalığı güçlendirmek için eğitim ve öğretime yatırım yapılmalı.
  • Antisemitizmin cinsiyet temelli yönleri üzerine sınırlı araştırma olduğu için, devletler ve sivil toplum antisemitizmi ve cinsiyetçiliği birlikte ele alan insan hakları odaklı bir çerçeveyle kesişimselliğe yönelik çalışmalar yapmalı.
  • Ayrımcılığı önleme konusundaki birincil sorumlu olan devletler, Yahudilere yönelik de dahil olmak üzere, din veya inanç temelli ayrımcılığı önlemeye yönelik yasaları uluslararası insan hakları hukuku kapsamında çıkarmalı ve ayrımcılıkla mücadele için gerekli önlemleri almalı. Nefret suçlarını caydırmak için uluslararası insan hakları hukukuna uygun önleyici düzenlemeler yapılmalı. Bu doğrultuda devletler, antisemitizmi yasaklanmış bir önyargı saiki olarak kabul ederek açık, somut ve anlaşılması kolay nefret suçu yasaları çıkarmalı ve uygulamalı. Ayrıca, görevlilerin nefret suçlarını tanımasını ve bu suçları kaydetmesini sağlamak için çalışmalar yapmalı.
  • Devletler ayrıca, nefret suçlarını ve antisemitizm kaynaklı diğer eylemleri izleme, belgeleme ve raporlama çabalarını güçlendirmek için Yahudi toplulukları ve kuruluşlarıyla birlikte çalışmalı.
  • Tüm dinî toplulukların üyelerinin din veya inanç özgürlüğü hakkından eşit bir şekilde faydalanmaları, topluma açık ve eşit bir şekilde katılımları ve çoğulculuk devletler tarafından teşvik edilmeli.
  • Sivil toplum kuruluşları, antisemitizmle mücadelede çok paydaşlı, çok disiplinli, insan haklarına dayalı bir yaklaşım benimsemeli. Akademik uzmanlar ve araştırmacılar, antisemitizmin yaygınlığı ve tezahürlerinin yanı sıra buna karşı etkili yollar hakkında bağımsız uzman tavsiyeleri sağlayarak hükümetleri desteklemeli.
  • İnanç temelli aktörler de dahil olmak üzere sivil toplum, karşılıklı anlayışı, dayanışmayı ve diyaloğu teşvik etmek için iş birliğine dayalı ağlar kurmaya çalışmalı.
  • Eğitimciler, insan hakları bilincini artıran ve empatiyi teşvik eden programların geliştirilmesine katkı sağlamalı.
  • Sosyal medya şirketleri, çevrimiçi nefreti ciddiye almalı, nefret içerikli mesajların yayılmasını engelleyen hizmet şartlarını ve topluluk kurallarını uygulamalı, siber nefretle mücadelede daha şeffaf olmalı ve nefret içerikli paylaşımları bildirmek için kullanıcı dostu mekanizmalar sunmalı. Ayrıca, ayrımcılığı, düşmanlığı veya şiddeti teşvik eden ifadeler dahil olmak üzere, suç teşkil eden çevrimiçi eylemleri ilgili kurumlara bildirmeli.

Raporun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayın.