Kütüphane > İnanç Özgürlüğüyle İlgili Haberler >

Yeni anayasa, din işleri ve laiklik / New constitution, religious affairs and secularism

20.02.2012, Radikal

Ibrahim Kaya (Dumlupınar Üniversitesi)

Summary

1920’lerin koşullarında devletin, laikliği gerçekleştirmek hedefiyle din işlerini kendisinin düzenlemesi, anlaşılabilir bir uygulamadır. Hıristiyanlığın reforme edilmiş olması, devlet ve Kilise’nin eskiden beri iki ayrı kurumsal örgütlenme alanını oluşturması gibi yapısal nedenlerden ötürü, Avrupa örneğinde dinin devlet dışı bir alana çekilmesi olağan bir gelişme olurken, Türkiye’nin laikleşmesi farklı bir yolu izlemek zorunda kalmıştır.
Ne İslam’da reform yaşanmıştı ne de İslam ve devlet, iki farklı kurumsal örgütlenme alanıydı. Bu sözünü ettiğimiz nedenlerden ötürü bazı önemli sosyal bilimciler, İslam ve laikliğin, İslam ve demokrasinin birlikte işlemesinin mümkün olamayacağına hükmediyorlardı. Gerçekten de İslam’ı  sosyal ve politik yaşam  pratiklerinden yalıtmak ve bireysel bir mesele olarak kurmak, olanaksız değilse bile son derece zordu. Türkiye , bu zorluğu öyle ya da böyle, şu ya da bu yöntemle aşma girişiminde bulunan yegâne ülke oldu.

Dindarlıkla dinsizlik arasında 
Bu girişimde kuşku yok ki din işlerini devletin yürütmesi dışında, bilinen ve deneyimlenmiş başka bir yol yoktu. Osmanlı mirasından faydalanan Kemalistler, devletin dinsel yaşamı düzenlemesi ve ‘modernleştirmesi’ projesine sahipti. Bu projenin temel hedefi, elbette laik bir toplum ve devlet yaşamını yaratmaktı. Önemli ölçüde de bu hedefe yaklaşıldı. Ancak insan ilişkilerinde dinsel özcülüğün aşılması kolay değildi. Bu konunun sömürülmesi çok kolaydı ve 1950’lerden itibaren din ile halk arasında hep şaşmaz bir birliktelik kuruldu. Halk kültürü, halk yaşamı dendiğinde, İslam kültürü ve İslami yaşam anlaşıldı. İnsan ilişkileri ve etkileşimi, bu nedenlerden ötürü kolayca laikleşemedi. Hâlâ birisi başkasıyla sosyal ilişki kurarken, başkasının dinsel anlayışını, mezhebini, dindarlığını ya da dinsizliğini öncelikli koşul olarak anlayabilmekte. Evliliklerde, aşklarda ve arkadaşlıklarda, her daim dinsel referans öncelikli rol oynadı ve oynamaya da devam ediyor. Aslında bu durum, sosyal etkileşim sahası olarak modern toplumun henüz ortaya çıkmadığını gösteriyor. Sosyal etkileşim sahası olarak modern toplum, bu konuda dinin merkeziliğini aşmak durumunda olan bir toplumdur. Birisiyle evlenirken, birisine âşık olurken, birisiyle birlikte bir haksızlığa karşı koyarken, birisiyle birlikte özgürlük için mücadele ederken dindaşlık ya da mezhepdaşlık, hiçbir şekilde bu birlikteliğin önceliği olamaz.

Diyanet İşleri’ni lağvetmek 
Ancak biliyoruz ki bizdeki süreç, bu anlamda yürümedi. Hâlâ Alevilerin pişirdiği yemek yenmez, Hıristiyanlarla evlenilmez, Yahudilerden dost olmaz gibi yobazlıklar, toplumumuzda ne yazık ki var. Laiklik, esasında bu noktada daha önemlidir ve sadece din ve devletin farklı kurumsal örgütlenmesi demek değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ortodoks Sünni anlayışın temsilcisi olduğu konusunda, herhalde hiç kimsenin şüphesi yoktur. Laikliğin toplumsal ilişkiler ağında güçlenmesi için kurulmuş olan bu kurum, uzun süredir Ortodoks Sünniliğin hizmetindeki bir kurumdur. Bu nedenle de laikliğin karşısındadır.

Yazıya ulaşmak için tıklayın.

Summary

Despite efforts since 1920 to secularize the state and society in Turkey, there is still deep rooted  fanaticism in our society. Beliefs like “You can’t eat bread baked by Alevis”, “A Jew can’t be a friend”, “You can’t marry a Christian” are still common. Secularism is actually more important in the respect and does not only mean the separate institutional organization by the state and religion. The Diyanet as an institution is against secularism in the sense that it is a representative of orthodox Sunni understanding. The Diyanet must be abolished in a secular state. Also, religious communities are in a position to influence state, not vice versa. This is also not acceptable in a secular state.

__________________________________________________________________________________________