ÇalışmalarEtkinlikler

Objektif ve çoğulcu bir eğitim için #DersimizDinDeğilDinlerveİnançlar!

Hiçbir öğrencinin “dışarıda bırakılarak” ayrımcılığa uğramadığı, kapsayıcı bir eğitimin mümkün olduğunu biliyoruz. Bu hayalle başlattığımız #DersimizDinDeğilDinlerveİnançlar kampanyasına desteğinizi bekliyoruz!

Zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi (DKAB) dersleri, Türkiye’de insan hakları ve inanç özgürlüğünün korunması açısından yıllardır önemli bir mücadele alanı olmaya devam ediyor.

Maalesef, eğitim sisteminde çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne, çocuğun katılım hakkına ve ebeveynlerin çocuklarını kendi felsefi veya dinî görüşlerine göre yetiştirme hakkına sistemli bir şekilde müdahale ediliyor. Türkiye’nin insan hakları yükümlülüklerine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Anayasa Mahkemesi’nin aldığı ihlal kararlarına rağmen derslerin objektif ve çoğulcu olması için gerekli düzenlemeler hala yapılmadı.

Şu anki müfredata göre, DKAB dersleri kapsayıcı olmaktan uzak bir şekilde, sadece Sünni İslam perspektifi ile işleniyor. Tarafsız ve nesnel olmayan bu müfredat çocukların ayrımcılık da dahil olmak üzere pek çok sorun yaşamasına neden oluyor.

Çocukların DKAB dersleri sebebiyle yaşadığı bazı sorunlar:  

  • ayrımcılık
  • düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün ihlali
  • dinler hakkında objektif bilgi eksikliği
  • damgalanma ve dışlanma
  • inancını açıklamaya zorlanma
  • sınavlarda dezavantaj
  • ayrımcı muafiyet
  • dayatma ve zorlama
  • kimliğine saygı duyulmadığını hissetme

DKAB ders kitaplarında aşağıdaki tespitler öne çıkıyor:

  • İslam dininin doktrinleri pozitif önermeler şeklinde sunuluyor.
  • “Dinimiz”, “peygamberimiz”, “kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim” gibi dini içeriden öğreten ifadeler birçok kitapta kullanılmaya devam ediliyor.
  • DKAB ders kitapları, din eğitimi olma niteliğini koruyor; dinler hakkında tarafsız ve nesnel olmayan, Sünni İslam ilahiyat bakış açısıyla sunulan bilgiler içeriyor. Bu bilgiler, bazı ebeveynlerin dini veya felsefi görüşleriyle uyumlu olabildiği gibi bazı ebeveynlerin dini veya felsefi görüşleriyle çelişkili.
  • Kitaplarda Alevilik sınırlı bir şekilde yer alıyor. Ayrıca, Alevi toplumu için ibadet yeri sayılan cemevlerinin ibadet yeri olduğu, Alevi ibadeti olan semahın bir ibadet biçimi olduğu ifade edilmiyor.
  • Musevilik ve Hristiyanlıkla ilgili bilgiler, başta bu dinlerin kaynaklarının tahrif edilmiş olduğu bilgisiyle İslam doktrinine gönderme yapılarak veriliyor, böylece yaygın önyargı ve yanlış bilgiler destekleniyor.
  • Ateizm ve deizm gibi farklı felsefi yaklaşımlar, İslami inanç savunmasıyla ele alınıyor ve tarafsız bir şekilde sunulmuyor.
  • Çocuklar “doğru” davranış olarak belli davranışlara yönlendiriliyor. Bu da çocuğu, düşünce, din veya vicdan özgürlüğüne aykırı davranmak zorunda kalabileceği koşullara maruz bırakıyor.

Oysa kapsayıcı bir eğitimin, ayrımcılığın azalmasına, toplumsal barışa, din veya inanç özgürlüğünün herkes için korunmasına ve çoğulcu bir toplumun inşasına katkı sağlayabileceğine inanıyoruz. Ayrıca objektif bir müfredat öğrencilerin toplumsal çeşitliliği anlamasına ve ayrımcılığa karşı koyma yeteneği geliştirmesini de destekleyebilir.

İnanç Özgürlüğü Girişimi olarak bu hayallerle yola çıktığımız #DersimizDinDeğilDinlerveİnançlar kampanyasıyla, Milli Eğitim Bakanlığından tüm dinlere, inançlara ve inançsızlığa nesnel yaklaşan, ayrımcılığı engelleyecek bir müfredat talep ediyoruz.

Önümüzdeki aylarda velilere, sivil topluma ve kamu yetkililerine ulaşmayı hedeflediğimiz bu kampanyamıza sizler de destek olarak derslerdeki ayrımcılığa karşı ses çıkarabilir ve eşitlik talebimizi yaygınlaştırabilirsiniz!

İlgili Makaleler

Back to top button