Çalışmalarımız > Açıklamalar >

Din veya inanç özgürlüğü ve kadın haklarını birlikte düşünmek

İnanç özgürlüğü hakkı kadınların kendi inançlarını ifade etmeleri açısından güçlendiricidir. Kadınların seslerinin duyulması için alan açmak ve dönüşüm çabalarını desteklemek, kadınlar için inanç özgürlüğünün korunması ve kadınların güçlendirilmesi açısından oldukça kritik.

Kadın hakları ve din veya inanç özgürlüğünün birbirleriyle çatışan ve çelişen haklar olduğuna dair yaygın bir algı var. Bu çatışma algısının temelinde, din veya inanç özgürlüğünün dini -genellikle muhafazakâr, ataerkil dini- koruyan bir hak olarak anlaşılması yatıyor. Bazıları için inanç özgürlüğü cinsiyet eşitliği önünde büyük bir engel olarak görülürken; bazıları için ise cinsiyet eşitliği dinî değerlerin ve uygulamaların korunmasına yönelik bir tehdit olarak görülüyor.[1]

Oysa, din veya inanç özgürlüğü, her kadına sosyal ve dinî normlara uyma veya uymama ve şiddet ve ayrımcılık gibi olumsuz sonuçlardan korunma hakkı sağlar. Bu hakkın, özellikle ifade özgürlüğüyle birlikte değerlendirildiğinde, kısıtlayıcı ve ayrımcı dinî gelenekler ve normlar hakkında tartışma yürütmek için de önemli bir alan açtığını söylemek mümkün. Buna ek olarak, bir dine veya inanca sahip olma hakkı sınırlanamaz bir hak olsa da dinin veya inancın dışavurumu belli durumlarda sınırlandırılabilir. İnancın dışavurumunun başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal etmesi bu sınırlama kıstaslarına örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla, din veya inanç özgürlüğü hiçbir zaman kadın haklarının veya cinsiyet eşitliğiyle ilgili diğer hakların ihlalini haklı çıkarmak için kullanılamaz.

Erkekler ve kadınlar, din veya inanç özgürlüğüne yönelik ihlalleri çoğunlukla farklı şekilde deneyimler. Kadınlar hem kadın oldukları için hem de dinleri veya inançları, bunları pratik etme biçimi ya da inanmamaları nedeniyle kesişimsel ayrımcılık riskiyle karşı karşıya kalabiliyor. Erkekler genellikle kamusal alanda din veya inanç özgürlüğüne yönelik ihlallere maruz kalırken, kadınlar ev ve aile içinde de sıklıkla ihlallere maruz kalıyor. Bunun nedeni, erkek egemen sistem tarafından belirlenmiş ve toplumsal ve kültürel olarak süregelen kadın-erkek eşitsizliği üzerine inşa edilen toplumsal cinsiyet rolleridir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve haklara erişim de genellikle sosyal sınıf, ekonomik durum, etnik köken, dil, çoğunluk veya azınlık dinî statüleri, medeni durum gibi özelliklere göre değişkenlik gösterebilir. Dolayısıyla kadınların homojen bir grup olarak görülmesi de mümkün değil. Örneğin dünyada, dinî ve etnik azınlıklardan kadınlar genellikle hak ihlallerine daha fazla maruz kalıyor ve hak arama mekanizmalarına daha az erişebiliyor. Başka bir deyişle, çok yönlü ve kesişen insan hakları ihlali riskinin azınlık gruplarından kadınlar için daha yüksek olduğunu söylemek mümkün.

Dünyada ve Türkiye’de din veya inanç özgürlüğünün korunması için yapılan çalışmalarda en fazla diyalog kurulan paydaşlar genellikle erkek dinî liderler oluyor. Oysa, kadınların özne olarak deneyimlerinin gündem olmasının, kadınlar için din veya inanç özgürlüğünün korunmasına dair öncelikleri ve ileriye dönük yolları belirleyebilmek adına oldukça kritik bir rolü var. Dolayısıyla herkes için din veya inanç özgürlüğünün korunmasına dair çalışırken, din veya inanç özgürlüğünün cinsiyet boyutunu göz önünde bulundurmak için dini veya seküler yerel kadın gruplarıyla kurulacak diyaloglar ve iş birlikleri ayrıca önem taşıyor. Ayrıca, din veya inanç özgürlüğünü teşvik etmek için yapılan çalışmalarda hedeflenen değişikliklerin kadınlara ve erkeklere farklı şekillerde fayda sağlayabileceğini veya birine fayda sağlayıp diğerine fayda sağlayamayacağını hatırlamak önemli. Kadınların farklı biçimlerde ihlallerle ve kesişimsel ayrımcılık riskiyle karşı karşıya olduğu göz önüne alındığında, hak temelli savunuculuk yapılan her alanda olduğu gibi inanç özgürlüğü alanında da kadınların çalışmalardan eşit düzeyde yararlanmasını sağlamak önemli.

Türkiye’de söz konusu iki hakkın kesişimine dair yapılan çalışmaların oldukça sınırlı olduğunu söylemek mümkün. Cinsiyet Eşitliğini İzleme Derneği (CEİD) tarafından hazırlanan Din Hizmetlerine Erişimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği raporu konuya dair yapılan nadir kapsamlı çalışmalardan biri olarak değerlendirilebilir. Söz konusu raporda, “Türkiye’de dinî inançlarını koruma, yayma, temsil etme amacıyla ‘hak temelli’ izleme yapan sivil örgüt yapılarına ve bu örgütlerin temel görüşlerine bakıldığında, din ve vicdan özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir arada sağlanmasına yönelik bir duyarlılık olmadığı” aktarılıyor. Birkaç istisna dışında bu alanda çalışma yapan kurumların yönetiminde kadın bulunmadığı ve bu kurumlarda toplumsal cinsiyet eşitliğine dair çalışma yapılmasıyla ilgili verilere ulaşılamadığı da raporda belirtiliyor.

Aynı raporda, Türkiye’de din ve inanç özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin kesişim alanlarında en çok tartışılan iki konu olduğu aktarılıyor: Başörtüsü takma serbestliği ve kadınların cami ibadetlerinden eşit yararlanma hakkı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kamu görevlilerinin görevleri sırasında dinî semboller kullanıp kullanamayacakları da özgürlükler ve haklar açısından önemli bir tartışma konusu olmuştur. Kamu görevlilerinin başörtüsü kullanmasına yönelik serbestliğin kapsamının genişletilmesi bu alandaki önemli ve olumlu gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir.

Son yıllarda, Türkiye’de camilerde yapılan ibadetlere kadınların katılımının sınırlı olması ve camiye giden kadınların ayrımcılığa maruz kalmaları nedeniyle şikayetlerin ve taleplerin varlığı daha görünür oldu. Türkiye’de camilerin bir kısmının kadınların namaz kılacak düzgün bir yere sahip olmaması, abdest alma ve benzeri ihtiyaçları karşılamaya elvermemesi nedeniyle çeşitli eleştiriler söz konusu. Örneğin, Türkiye’de 2018 yılı itibari ile kadınlar için namaz kılma yeri olan cami sayısı 60.456 iken camide kadınların abdest alabileceği yerin bulunduğu cami sayısı 25.470.[2]

Kadınlar Camilerde hareketi de 2017 yılında başlattıkları kampanya ile “Kadınların cami cemaatine daha etkin bir şekilde katılımının sağlanmasının yollarını açmak ve camilerin düzenlenmesinden sorumlu mekanizmaları bu talepler doğrultusunda harekete geçirmek” amacıyla çalışıyor. Kadınların camilere erişimini sağlama konusunda devlete pozitif yükümlülükler düşüyor. Uygun fiziksel koşulların sağlanması ve kadınların camilerdeki ibadetlerine müdahale edilmemesini sağlamak da bu yükümlülükler arasında.[3]

Türkiye’de diğer din veya inanç toplulukları içinde de kadın haklarına yönelik sınırlamalar olduğunu varsaymak yanlış olmayacaktır.

Her ne kadar bazı dinî gelenekler ve kimi dinî aktörlerin gündemi ataerkil bir biçimde şekillense de veya kadın haklarına yönelik ihlaller içerse de kadınların günlük yaşamlarında dini inançlarına ilişkin deneyimlerini görmezden gelmek mümkün değil. Tarih boyunca görüldüğü gibi, kadınların ataerkil değerleri ve sistemleri dönüştürmeye yönelik önemli bir gücü var. İnanç özgürlüğü hakkı da kadınların kendi inançlarını ifade etmeleri açısından güçlendiricidir. Kadınların seslerinin duyulması için alan açmak ve dönüşüm çabalarını desteklemek, kadınlar için inanç özgürlüğünün korunması ve kadınların güçlendirilmesi açısından oldukça kritik.

Din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin korunması açısından devletlerin eşitliği sağlama ve ayrımcılık yapmama yükümlülüğü var. Din veya inanç özgürlüğü ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin birlikte gerçekleştirilmesi için temel alınabilecek bazı uygulama alanları ise şöyle:

  1. Cinsiyetçi basmakalıp düşüncelerin ve kültürel pratiklerin dini gerekler gibi sunulmasının önlenmesi;
  2. Dinî kurumların ve süreçlerin yönetiminde kadınların eşit yer alabilmesi;
  3. Aile hukuku çerçevesinde kadınların insan hakları ihlallerinin önlenmesi;
  4. Çocukların din eğitim hakkı uygulamalarında uluslararası çocuk hakları normlarına uyum;
  5. Devletlerin konu ile ilgili hak ve özgürlüklerin kullanımını düzenleme ve sınırlama yetkisinin kurallara bağlanması.[4]

Din veya inanç özgürlüğü alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruşları ise cinsiyet eşitliği perspektifini çalışmalarına etkili bir şekilde dahil edebilmek için aşağıdaki konulara özen gösterebilir:

  1. Cinsiyet eşitliği perspektifini proje ve programlarda yaygınlaştırmak ve ana akımlaştırmak için yerel kadın gruplarıyla iş birliği;
  2. Çalışma yaparken kadınların farklı deneyimlerini dikkate alma ve karar verme ve politika oluşturma sürecini desteklemek için veri toplamanın ve analizinin cinsiyete göre ayrıştırılması;
  3. Proje ve programlarda kadınların ve kız çocuklarının özel ihtiyaçlarına ve deneyimlerine öncelik verme;
  4. Cinsiyet dengeli katılım ve temsilin sağlanması ve kadınların veya kız çocuklarının faaliyetlere eşit şekilde erişimini sağlama;
  5. Gelecekte yapılacak çalışmalarda cinsiyet eşitliğine duyarlılığı sağlamak için, projeleri ve programları değerlendirirken cinsiyete özgü soruların dahil edilmesi ve faaliyetlerin cinsiyet etkisinin değerlendirilmesi.

[1] https://www.universal-rights.org/blog/womens-rights-and-freedom-of-religion-or-belief/

[2] http://www.ceidizleme.org/medya/dosya/99.pdf

[3] https://inancozgurlugugirisimi.org/wp-content/uploads/2019/07/Report_Turkey_web.pdf

[4] http://www.ceidizleme.org/medya/dosya/99.pdf