Kütüphane > İnanç Özgürlüğüyle İlgili Haberler >

Anayasa Teklifleri Nasıl Bir Din-Devlet İlişkisi Görüşü Yansıtıyor? – 2

02.05.2013 www.anayasaizleme.org

Siyasal partilerin önerileri dikkate alındığında, yeni anayasada da devletin dinle ilgili alanda birçok açıdan tek hizmet sağlayıcı olarak sahip olduğu rolünü sürdüreceği görülmektedir. Diğer taraftan, iktidar partisi devletin dinle ilgili olarak üstlendiği hizmet sağlayıcı rolünü yerine getirirken çoğulculuk ve tarafsızlık ilkesini gözetme yükümlülüğü altına girmekten uzak duruyor. Devletin din alanında aktif rolünün devam etmesi ile çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerini açıkça ifade etmekten kaçınması birlikte ele alındığında yeni anayasada laiklik ilkesine yer verilecek olsa da, bu ilke, “devletin din işlerine karışmaması” anlamına gelmeyecek gibi görünüyor. Kuşkusuz bunun en önemli göstergeleri, bir tarafta, Diyanet İşleri Başkanlığı ve, mevcut haliyle, zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi (DKAB) dersleri yerlerini korurken diğer tarafta, tarafsızlık, tüm dinlere eşit mesafe ve/veya dinsel çoğulculuk gibi ilkelere yer verilmemesidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) için parti önerileri şöyledir:

AK Parti ve MHP:

            Kamu tüzelkişiliğine sahip Diyanet İşleri Başkanlığı, (AK Parti ve MHP), laiklik (MHP)  siyasi tarafsızlık ilkesi doğrultusunda, kanunda (AK Parti ve MHP)  gösterilen görevleri yerine getirir.

CHP:

            Diyanet İşleri Başkanlığı genel idare teşkilatı içinde yer alır. Din ve inanç özgürlüğünün Anayasada belirtilen esasları çerçevesinde ve (CHP ve MHP) laiklik ilkesi doğrultusunda, toplumdaki din ve mezhep çeşitliliğini gözetmek koşuluyla kanunda sayılı görevleri yerine getirir.

BDP ise Diyanet İşleri Başkanlığı’na ilişkin herhangi bir teklifte bulunmayarak DİB’in kaldırılması görüşünü dile getirmiştir. Bu duruşun arkasındaki gerekçe DİB’in “ne laiklikte ne de İslam’da yerinin olmaması” düşüncesi olabilir.[1]

Öyle görünüyor ki, BDP dışındaki siyasal partiler için devlet idaresinde DİB’e yer verilmesi sürdürülmek istenen bir durumdur. Buna göre devletin dinle ilişkisinde, öğretiyi belirleyen, sağlayıcı, yönlendirici ve fonlayıcı bir rol üstlenmesi sürdürülmek istenen bir rol. Böylece, devletin, DİB’in, başka birçok alanın yanı sıra, doktrin, eğitim ve cami ve mescid gibi ibadet yerlerinin idaresi ve buralarda görev yapacak görevliler konusunda aktif rolü devam edecek. Burada bir değişim gözlenmiyor.

AK Parti’nin teklifinde, DİB’le ilgili olarak mevcut anayasadaki “laiklik ilkesi doğrultusunda çalışır” ifadesini kaldırıp, bunun yerine, siyasal tarafsızlık ilkesine yer vermesinin ne anlama geldiğini anlamak zor. Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesine aykırı davranabilir mi? Türkiye Cumhuriyeti laik ise, kendi idari yapısı içinde laik olmayan bir kuruma yer verebilir mi? “Laiklik doğrultusunda hizmet verir” ifadesine yer verilmemesini, toplumun bir kesiminden, dini bir kurum olan DİB’in laiklik ilkesi çerçevesinde faaliyet göstermek durumunda bırakılmasına yöneltilen itirazlar açıklayabilir. Yeni Anayasa’da bu haliyle yer alırsa, yeni düzenlemenin sonuçlarını görmek ilginç olacak. (Öte yandan, bu yazıda esas olarak ele alınan konu DİB olmasa da, DİB’in özerk bir yapı içinde ilahiyat açısından daha özgür olacağını ve olması gerektiğini de eklemek gerekir. Tabii böyle bir senaryo içinde bu hizmet kamu hizmeti olmamalı ve kamudan toplanan vergilerle finanse edilmemelidir.)

Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersleri

Bu konuda Ak Parti ve MHP önerisi şöyle:

            Din kültürü ve ahlak öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan           zorunlu dersler arasında yer alır. Din eğitimi ve öğretimi kişilerin kendisinin, küçüklerin ise kanuni temsilcilerinin isteğine bağlıdır.

CHP din ve din kültürü eğitim ve öğretiminin devletin gözetimi ve denetimi altında yapılmasını önermektedir. Ancak CHP bu konunun eğitim ve öğrenim özgürlüğü ve hakkının düzenlendiği maddede seçmeli din kültürü ve ahlak bilgisi dersi esas olmak üzere yer alması gerektiği görüşündedir.

BDP ise bu konunun Anayasa’da düzenlenmemesi taraftarıdır.

CHP’nin DKAB derslerinin seçmeli olmasını savunmakla bu konuda doğru bir yerde durduğunu söylemek gerekir. Bu öneri, devletin dinle ilgili meselelerde tarafsızlık ilkesini gözetmesine yönelik bir adım olarak değerlendirilebilir.

Düşünce, din veya inanç özgürlüğü ve ebeveyinlerin çocuklarını kendi felsefi ve dini görüşleri doğrultusunda yetiştirme hakkı ve çocuğun düşünce ve inanç özgürlüğü açısından, DKAB derslerinde-mevcut haliyle-, AİHM kararına karşın,[2] ısrar edilmesi Anayasa’daki din ve inanç özgürlüğü hükmünü neredeyse anlamsızlaştırmaktadır. Çünkü birinci paragraftaki din veya inanca sahip olma hakkını hiçe saymaktadır. Burada “mevcut haliyle” ifadesinin altını çizmek gerekir çünkü objektif ve tarafsız bir şekilde sunulacak “dinler hakkında” bir dersin veya “din kültürü” dersinin zorunlu olması insan hakları normlarına aykırılık teşkil etmez.

DKAB derslerinin mevcut biçimiyle zorunlu olarak devam ettirilmesi devletin dinle ilişkisinde, dini (derslerde yer verildiği biçimiyle İslam’ı) tüm çocuk ve gençlere öğretme ve benimsetme rolünü üstlenmeye devam edeceğini gösteriyor. Ancak DKAB dersinin içeriğinin objektif, dinsel çoğulculuğa saygılı ve dinler hakkında bir derse dönüştürülmesi, DKAB derslerinin zorunlu olmasını haklı gösterebilir. Şayet, bu ders zorunlu kalacak ise, içeriğinin ivedilikle değiştirilmesi ve hoşgörü ve insan hakları eğitimine katkı sağlayacak bir içerik ve yaklaşıma kavuşturulması şarttır.

Tarafsızlık

CHP ve BDP’nin tarafsızlıkla ilgili ortak önerisi şöyle:

Devlet, işlem ve eylemlerinde bütün din ve inançlara karşı tarafsızdır; din, inanç ve kanaatlerin çeşitliliğine dayalı toplumsal çoğulculuğa saygı gösterir. 

Bu hükmün AK Parti ve MHP tarafından kabul edilmemiş olması önemli bir mesaj veriyor: Devletin tarafsızlık ve çoğulculuk ilkelerine saygı gösterme yükümlülüğünün açıkça ifade edilmesine itiraz ediyorlar.  Tarafsızlık ve çoğulculuk hem bireylerin ve toplulukların din veya inanç özgürlüğü hakkını hem de devletin dinle ilgili hizmet sağlayıcılığını yakından ilgilendiriyor. Birincisinin uluslararası insan hakları standartları düzeyinde korunması için önemli bir şart. İkincisinin ise, -mevcut- tek yanlı biçiminin değişmesini gerektiriyor. Sonuç olarak, devletin işlem ve eylemlerinde tüm din veya inançlara karşı tarafsız olması ve çoğulculuğa saygı göstermesinin yeni anayasaya girmemesi önemli bir eksiklik olarak karşımıza çıkıyor. Yeni din – devlet ilişkisi paradigmasının devletin dinle ilgili aktif rolü açısından, tarafsızlığı dışlayan, devletin kendi isteği doğrultusunda gerektiğinde tek yanlı davranmasına olanak verecek bir şekilde kurgulanmasının işaretleri şeklinde yorumlanabilir.

Buna ek olarak BDP’nin tarih içinde oluşan eşitsizlikleri gidermeye yönelik olduğu anlaşılan önerisi dikkat çekici:

Dini hizmetlerin sağlanması için kamu kaynaklarının kullanımında devlet adil bir dağılımı sağlamakla yükümlüdür ve elverişsiz konuda olan farklı inanç grupları lehine pozitif ayrımcılık hükümleri uygulanır.

Bu hükmün yeni anayasa girmesi gerçek bir zihniyet değişikliğine işaret ederdi fakat maalesef diğer siyasi partilerin desteğini alamamış görünüyor.

Devlet, kamu politikalarının oluşturulması ve uygulamasında çoğulculuk ve tarafsızlık ilkelerine uyarak hareket etmekte zorlanıyor. Bu ilkelere mesafeli oluşu, din veya inanç özgürlüğünün kapsamına – ibadet, öğretim, uygulama ve törenlerle açıklama hakkı gibi-  ilişkin yasalar ve uygulamada da sorun yaşanma olasılığına işaret ediyor. Çünkü din veya inancın açıklandığı alanlar, örneğin ibadet yeri kurulması veya din görevlisi yetiştirmek için okul açılması gibi, devletin düzenleyici ve karar alıcı olacağı alanlardır. Devlet çoğulculuğa saygılı ve ilahiyat açısından tarafsız olmaz ise, ancak devletin meşru saydığı ve kabul edebildiği ölçüde, belirli gruplar için veya belirli biçimlerde özgürlük sağlanabilir. Bunun en çarpıcı örneği kuşkusuz, tarafsızlık ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde cem evlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmemesidir. Çoğulculuğun dikkate alınmadığını ise, dini uygulamaların yerine getirilmesinde çoğunluğun talebi olarak algılanan uygulama biçimlerine yönelik kolaylaştırmalar yapılırken- alışveriş merkezlerinde veya okullarda mescid açılması veya okullarda seçmeli din eğitiminin sadece belirli bir grup için sunulması gibi- azınlıkta kalan gruplar için herhangi bir düzenleme yapılmamasını gözlemlemek mümkün.

Devletin tarafsızlık ve çoğulculuk ilkelerine saygısı ve tam düşünce, din veya inanç özgürlüğü, birlikte anlam kazanıyor.

Yazıya ulaşmak için tıklayınız.

_________________________________________________________________________________________как тушить утку в утятницелечение розацеаотливы цена