Çalışmalarımız > Mülakatlar >

İÖG Röportaj: Protestan Kiliseler Derneği Başkanı Zekai Tanyar ile Türkiye’deki Protestanlar Üzerine bir Söyleşi

"Çözüm Türkiye'nin hem kendi anayasası hem de imzaladığı uluslararası insan hakları yasalarına saygı göstermesidir. Dini cemaatler kendi geleneklerine göre 'ibadet yerlerini' saptar, bazı siyasi sivil kuruluşları değil. İlgili makamlarda bilgi eksikliği çok, ne yapılacağını, hakların neler olduğunu bile bilmiyor, “müracaatları nasıl engellerim” kafası ile yaklaşıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığının özellikle Müslüman olmayan dini cemaatlerin ibadet yerleri konusunda karar verme yetkisi olamaz ama nedense bazı makamlar onlara soruyor."

Türkiye’deki küçük Protestan toplumunun büyük bir kesimini temsil eden Protestan Kiliseler Derneği, geçen hafta 2011 yılı Hak İhlalleri Raporunu yayınladı. Derneğin Başkanı Zekai Tanyar’a hem raporla ilgili hem de Türkiye’deki Protestanlar’ın sorunlarıyla ilgili sorular yönelttik.

Geçen hafta, Protestan Kiliseler Derneği tarafından yayınlanan 2011 Hak İhlalleri Raporu’na bakıldığında Protestan toplumuna yönelik olarak hemen hemen her ay sözlü veya fiziksel bir saldırı olduğu görülüyor? Bu konudaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Önceki seneye ve senelere göre de karşılaştırabilir misiniz?

“Belki bir şeyler değişmekte, temel insan haklarında kafa yapısı belki değişiyor” derken bir bakıyorsunuz yine ön yargı ve dışlamanın körüklendiğini görüyorsunuz. İncil’de ‘ağız yürekten taşanı söyler’ diye yazar, birçok ülke önderinin beyanı, resmi makamların tepkileri ve birçok gazetenin yazılarına baktığınızda, özellikle de Hristiyanlara karşı tutumların maalesef ne denli olumsuz olduğunu açıkça görüyorsunuz. Söylemlerde hoşgörülü gözükmeye çalışırken bile kaş yapalım derken göz çıkarıldığını sık sık görüyoruz. Yani sonuçta yapılan olumlu idari ve yasal değişikliklerin adalete ikna olmuş bir anlayıştan gelmediği ortada. Ama tabii neden ne olursa olsun olumlu değişimlere yine şükrediyoruz ve umarız bunların verdiği fırsatlar zaman içinde anlayışlarda da köklü değişimlere yol açar. Bu bakış açıları değişmedikçe bana bu soruyu 1-5-10 yıl sonra da sorsanız aynı yanıtta takılıp kalacağız.

 Sizce bu saldırıların nedeni nedir? Sistematik mi, yoksa münferit mi?

Yanıtım ilk soru ile bağlantılı bir olacaktır. Saldırganlıkların kökleri inançlar arası üstünlük kavgası, tarihsel yanlışlar ve ön yargılar, korkular, politik çıkarlar vb. bir çok unsur taşıyor tabii. Mevcut tutumlar ise hem sistematik hem de münferit saldırılara neden olmaktadır. Hatta yaygın menfi propaganda ve çığırtkanlıklar neticesinde münferit saldırılar bile dolaylı olarak sistematik girişimlerin sonucudur diyebiliriz. Demokratik olmak farklılıklara açık olmaktır ama bu faklılıkları kabul edemeyen bir devlet ve toplum varsa ne yapacaklar? O zaman sistematik görünmemeye çalışılsa da, ister örgütsel ister bireysel öfkelerin kışkırtılması taktiklerine gidilmektedir. Saldırılar için insanlara ne aşılandığına bakmak gerek, aşılananların çirkinliği ise ortada.

Bize kısa Protestan toplumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Kaç kişiden oluşuyor, hangi illerde yoğunluk var vs.?

Yerel ve yabancı Protestan cemaatleri mevcuttur.

Yerel cemaatlerin tam sayısını bilmiyoruz ama ülke çapında 100 civarında tahmin ediyoruz, ancak bunları %50si evlerde bir araya gelen bir avuç kişiden oluşuyor. Ağırlık 3 büyük kentte olmakla birlikte Türkiye’nin farklı bölgelerinde mevcut. Kişi sayısı sorarsanız tahminimiz 4000-5000 kişi arasında. Bunlar yurtdışı kökenli insanlar değil, bu ülkenin halkı, çoğunluğu da geleneksel azınlıklardan değiller.

Yabancı olanların sayısı çok daha az ve ülkemizde çalışan, ikamet ya da ziyaret edenler içindir. Kilise sayısını bilmiyorum ama tüm ülkede 10-15 kiliseyi aşacağını sanmıyorum. Bunlar 3 büyük kentimizde ve birkaç turistik bölgede.

Rapordan Protestan toplumunun ibadet yeri kurmakta büyük zorluk çektiği anlaşılıyor. Bu konuya bir çözüm bulmak için devlet yetkilileriyle görüştünüz mü? Ya da görüşmeyi düşünüyor musunuz? Sizce bu sorun nasıl çözülebilir?

Bu çok büyük bir sorun. Ama on milyonlarla sayılan Alevi’lerin bile kendi ‘ibadet yeri’ tanımını kabul etmeyen bir devlet kafasıyla bunun çözümlenmemiş olması normal. Çeşitli zamanlarda görüşüldü ama bir sonuç yok, daha fazla görüşmelere ihtiyaç var ama önceden değindiğim kafa yapıları oldukça nazik oyalama ziyaretlerinden öteye gidilemiyor. Topluluklar Belediye ile Valilikler arasında itilip kakılıyor. Tek tük belediye olumlu yaklaştığında bile valilik imzayı atmıyor. Bazen ‘bölgede yeterince Hristiyan yok gibi’ saçma yorumlarla karşılanılıyor, ne yani kafa sayımı ve din gettoları mı oluşturmak gerek?!

Çözüm Türkiye’nin hem kendi anayasası hem de imzaladığı uluslararası insan hakları yasalarına saygı göstermesidir. Dini cemaatler kendi geleneklerine göre ‘ibadet yerlerini’ saptar, bazı siyasi sivil kuruluşları değil. İlgili makamlarda bilgi eksikliği çok, ne yapılacağını, hakların neler olduğunu bile bilmiyor, “müracaatları nasıl engellerim” kafası ile yaklaşıyorlar.  Diyanet İşleri Başkanlığının özellikle Müslüman olmayan dini cemaatlerin ibadet yerleri konusunda karar verme yetkisi olamaz ama nedense bazı makamlar onlara soruyor. Ülke ve cemaatlerin gerçeklerine göre (yer ihtiyacı, kişi sayılarının azlığı vb.) ibadet yeri izinleri verilmelidir, deneyip görmeden sürekli engelleme ile çözümler bulunmaz.

Ülkemizde Hıristiyan din görevlisi yetiştiren okullar yok ve yasal olarak bu okulları kurmak mümkün değil. Protestan toplumu bu konudaki ihtiyacını nasıl karşılıyor? Bu konuda nasıl bir çözüm görmek istersiniz? Protestanlar arasında bu konuda talep veya talepler nelerdir?

Protestan yapıda merkezi bir yönetim sistemi olmadığı için farklı yaklaşımlar var, ama genelde din görevlisi yetiştirme kişileri cemaat için de geliştirme yollu ile oluyor. Mesele şu şekil ya da bu şekil olmasından ziyade herhangi bir dini cemaatin görevlilerini yetiştirebilmesi için Milli Eğitim Bakanlığının yönetimi altında olmadan yasal bir olanağı olmasıdır. Denetim başkadır yönetim başkadır. Bu net bir şekilde ‘özgürlük ve hakların’ ne denli kavranmadığını gösteriyor.

Biz Türkler Anadolu’ya gelmeden önce burada Hristiyan toplumlar vardı, ülkemizdeki bir çok kilise o dönemlerden geliyor, din görevlisi yetiştirme yöntemleri belli idi ve bundan 40-50 yıl öncesine kadar genelde uygulayabiliyorlardı. Bunu değiştirmenin mantığı ne? Milli Eğitim Bakanlığı normal eğitimi nasıl yapacağını karar veremeyerek her yıl sistem değiştirirken, inancını bile anlamadığı bir dini kitleyi nasıl yönetir. Çözümler aslında zaten vardı ve son derece kolay, mesele hakları vermek isteği var mı?  Yerel Protestan kiliseleri bu konuda daha yolun başında ve önce kendilerinin bunu nasıl yapacaklarını netleştirmesi gerekiyor, ama şu anda bu net olsa bile şu safhada Türkiye’de  devlette gerekli yasal ve niyet zemini yok.

Yeni Anayasa’yla ilgili görüşlerinizi paylaşır mısınız? Genel olarak Türkiye için ve özel olarak Protestan toplumunun sorunları için, anayasada ne olursa çözüm sağlanmış olur?

Anayasa hakkında geniş yorumlar yapamayacağım, sadece inanç ve ifade özgürlüğü konularına değineceğim. Ancak önce şunu da ifade edeyim, ne denli fazla laf salatası olursa o denli çıkmaza girilir. Net ve özgürlükçü olunmalı, hak verilmesi tutumu değil haksızlıkları engelleme yaklaşımı olmalı. Anayasanın 10., 24., 25. ve 26. maddeleri inanç ve ifade özgürlüğü konularında genelde gayet net ve iyi, sorunlar uygulamalarda. Ancak 24. maddede ‘zorunlu din dersi’ gibi bir kısım olmamalı, bu kesinlikle çıkarılmalı. Anayasa’da ‘zorunlu ders’ gibi bir kavramı olamaz, eğitim ve derslerle ilgili kurallar uygulama yasaları ve yönetmeliklerle olur.

Yeni önerilerde neler sunulduğuna dikkat etmeliyiz. Örneğin önerilerden birinde şu ibare var: ”…her ne suretle olursa olsun dinî veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz…” Bu ilk bakışta makul gözükmektedir ancak ifadelerin ne denli yoruma açık olduğuna dikkat edilmeli yoksa hem ifade özgürlüğü için bir tehlike, hem de farklı yorumlarla cadı avlarına kapı açabilir.

 Malatya davasında 5. Yıla girildi. Davadaki ilerlemeler sizi ve aileleri tatmin ediyor mu?

İlerleme son derece yavaş ama son zamanlarda en azından katliamı yapan gençlerin arkasındaki kişi ve örgütlere bakılmaya başlandı. En baştan beri sunulmasına rağmen dikkate alınmayan bilgi ve ihbarlar nihayet dikkate alınmaya başlandı, duruşma başlangıcından 4 yıl sonra! Bu da ne yazık ki yargının hedefinin ne denli adalet arayışından sapabildiğini gösteriyor. Çıkarlar ve güçler dünyasında yaşıyoruz.

Bu korkunç katliamın arkasındakilere ister ‘derin devlet’ ister başka isimler takın yine kökte yatan en başta bahsettiğim kafa ve yürek yapısı ile ilgili: “Benden farklı görenin değil görüş ve inanç hakkı, yaşam hakkı bile yok”! Bu dava sürecinde değişimler mucizedir. Dava şeffaflık ve gerçek adaletle sonuçlanırsa da, avukatların çabasını takdir etmekle birlikte, mucize olacaktır.

Türkiye’de misyonerlik konusunda büyük bir hassasiyet var. O kadar ki okullarda ulusal tehdit olarak müfredata girmiş durumda. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu çocuğunu sevgi ve anlayışla yönlendiremeyen bir annenin ‘öcüler’ korkusu ile yönetme çabası gibi. Doktor iğne yapar, polis seni hapse atar, teyze döver, misyoner ülkeni parçalar.

Misyoner nedir ki, bir insan, inancının önemine ve tüm insanlığın bilmesi gerektiğine inanan bir insan. Aslında pazarda malını satan da misyoner, politikacı da misyoner, hocalar imamlar da misyoner, reklamcılar da misyonerlerin ustası herhalde! Bu eylemin Türkçesi (daha doğrusu Arapçası ile) ‘Tebliğ’dir (sözlük anlamı: bildirme, iletme, taşıma)! İslam’ı iletmek olduğunda bu Tebliğdir ve sorun yoktur ancak başka inançtan biri yapınca bu tebliğ olmayıp bu gizemli ve ürkütücü ad, ‘misyoner’ yapıştırılıyor. Neden? Çünkü bu “yabancı” sözcüğe yıllardır istenilen ürkütücü damga, saptırma vurulmuş, halkta yutmuş, korkmuştur. Şimdi bunu artık saf dışı bırakmak istediğin herhangi başka bir inanç grubuna ve özellikle Hristiyanlara karşı yapıştırabilirsin. Hedefi ‘Hristiyan’ demeden gösterme yolu. Mesele çocuğu susturmak, uyutmak, ona hükmetmek değil mi? Doktorun, polisin, teyzenin aslında kötü biri olmadığı, atfedileni yapmayacağı önemli değil. Bu arada masum insanlar nefret edilmiş, dışlanmış, haksızlığa uğramış hatta öldürülmüş hiç önemli değil.

Mesele ülkeyi korumak değil aslında, inanç ve ifade özgürlüğünü engellemek. Bir Müslüman, çoğunluğu Hristiyan bir ülkede inancını paylaşabilmeli ve Müslüman misyonerler paylaşıyor da. Peki ülkemizde bir Hristiyan, Budist vs. neden paylaşamasın? Anayasa paylaşabilir diyor! “Eh peki nasıl durduracağız, hadi misyoner diyelim, o türettiğimiz gizemli ürkütücü kelime!”