Kaynaklar > Uluslararası İçtihad >

Otto Preminger Institut – Türkiye

İfade özgürlüğü ve düşünce, din veya inanç özgürlüğü haklarının kesişiminde yer alan bir karar.

Başvuru No. 13470/87, 20.09.1994

Olay: Başvurucu dernek Innsbruck’ta kurulmuş, kar amacı gütmeyen ve görsel-işitsel medya aracılığıyla yaratıcılığı, iletişimi ve kültürü geliştirmeyi amaçlayan bir kuruluştur. Derneğin faaliyetleri arasında ‘Sinematograf’ adıyla bir sinemanın işletilmesi de yer almaktadır. Başvurucu dernek, yönetmeliğini Werner Schroeter’in yaptığı ‘Cennette Toplantı’ (Council in Heaven) adlı filmi 13 Mayıs 1985 tarihinden itibaren altı kez göstermeyi planlamıştır. Beş gösterim akşam 10:00’da başlayacak, sadece 19 Mayısta bir kez öğleden sonra saat 4:00’te gösterilecektir. Bu konudaki duyuru, derneğin 2,700 üyesine gönderilen bültende yer almış ve Innsbruck’taki çeşitli ilan panolarına asılmıştır. Bu duyuruda film hakkında bir açıklama notu yer almaktadır. Bültende ayrıca Sinema Kanununa göre 17 yaşından küçüklerin bu filmi izlemelerinin yasak olduğu belirtilmiştir. Yerel bir gazetede filmin adını, gösterim yerini ve tarihini duyurmuş, fakat ayrıntı vermemiştir. Roma Katolik kilisesinin Innsbruck piskoposluğunun talebi üzerine savcı, dernek yöneticileri hakkında 10 Mayısta soruşturma başlatmıştır. İsnad edilen suç, Ceza Kanununun 188. maddesindeki ‘dinsel doktrinleri küçük düşürmek’tir. Film 12 Mayısta görevli yargıcın bulunduğu kamuya kapalı bir biçimde izlendikten sonra, savcı Basın Kanununun 36. maddesine göre filme el konulmasını talep etmiştir. Bu talep mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Bunun sonucu olarak filmin gösterilmesi planlandığı günden bir gün önce yasaklanmıştır. Dernek yöneticisi, filmi dağıtım şirketine geri vermiş ve burada filme 11 Haziran 1985’te el konulmuştur. Dernek yöneticisinin filme el konulması kararına karşı Üst Mahkemeye yaptığı başvuru, 30 Temmuz 1985’te reddedilmiştir. Üst mahkeme söz konusu kararında, sanat özgürlüğünün başkalarının din özgürlüğüyle ve Devletin toplumsal düzeni ve hoşgörüyü koruma göreviyle sınırlı olduğunu, normal dinsel duyarlılığı olan ortalama bir kimsenin dinsel duygularına zarar verecek bir davranışın Ceza Kanununun 188. maddesindeki öfkelendirmeyi meydana getireceğini, bu olayda bu şartın yerine getirilmiş olduğunu, film üzerindeki ‘hak kaybına’ (forfeiture) karar verilebileceğini belirtmiştir. Dernek yöneticisi hakkında yürütülen ceza soruşturması 24 Ekim 1985’te takipsizlikle sonuçlanmış, ancak filme el konulması ile ilgili yargılama Basın Kanununun 33(2). maddesine göre ayrı biçimde sürmüştür. Duruşma Innsbruck mahkemesi önünde 10 Ekimde başlamış, film yeniden izlenmiş, filmin içeriği geniş bir şekilde özetlenmiş ve dernek yöneticisi tanık olarak dinlenmiştir. Yönetici, el koyma kararından sonra filmi dağıtımcıya gönderdiğini, çünkü yapacak bir şeyi kalmadığını belirtmiştir. Aynı gün verilen kararda mahkeme, dağıtım şirketinin savunma yapma hakkından feragat ettiği ve film kopyalarının imhasına rıza gösterdiğini kabul etmiştir.
Bu mahkeme 10 Ekim tarihinde film üzerinde hak kaybına karar verirken, Roma Katolik dinsel doktrininde ve müminlerin gözünde Tanrı, Meryem Ana ve İsa’nın temel bir öneme sahip olduğunu, söz konusu filmde ise hem görüntüde ve hem de metinde Tanrının aciz, bunak ve geri zekalı, İsa’nın kreten ve Meryem Ananın da şehvet düşkünü bir kadın olarak gösterildiği iddiasını kabul etmiş ve sanat özgürlüğünün sınırsız olmadığını, sanat özgürlüğünün başkalarının din ve vicdan özgürlüğüyle sınırlı olduğunu belirttikten sonra Ceza Kanununun 188. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dernek yöneticisi bu karara karşı 350 kişi tarafından imzalanan bir dilekçeyle Üst Mahkemeye başvurmuş ve bir sanat ürününe serbestçe ulaşma hakkını kullanamadıklarını, Ceza Kanununun 188. maddesinin Anayasadaki sanat özgürlüğüne uygun bir biçimde yorumlanmadığını iddia etmiştir. Ancak Üst Mahkeme 25 Mart 1987 tarihinde verdiği kararda, dernek yöneticisini film üzerinde telif hakkı bulunmadığı için davanın tarafı olarak kabul etmemiş ve başvuruyu reddetmiştir. Derneğin avukatı tarafından Eğitim, Sanat ve Spor Bakanlığına yapılan talep üzerine Bakan savcıya gönderdiği 18 Mayıs 1987 tarihli özel bir mektupta savcının kanun yararına bozma talebinde bulunması için Üst Mahkemeye başvurmasını istemiştir. Savcı 26 Temmuz 1988 böyle bir talepte bulunması için bir sebep bulunmadığına karar vermiştir. Savcıya göre Üst mahkeme kararında belirtilen görüş savcılık tarafından da kabul edilmekte, üstelik sanat özgürlüğünün sınırsız olmadığına dair Yüksek mahkemenin bir kararı da bulunmaktadır. Daha sonra filmin konusu olan oyun, Avusturya’da tiyatro oyunu olarak sergilenmiştir. Viyana’da hiç bir soruşturma açılmamış, Innsbruck’ta bir çok şikayet üzerine savcılık tarafından açılan soruşturma takipsizlikle sonuçlanmıştır.
Film, Oskar Panizza tarafından yazılan ve 1894’te yayınlanan bir oyuna dayanmaktadır. Panizza 1895’te yargılanmış ve Münih Ceza mahkemesi tarafından ‘dinsel suçları’ ihlal ettiği gerekçesiyle hapis cezasına mahkum edilmiştir. Oyunun gösterimi Almanya’da yasaklandığı halde kitap olarak yayınlanmaya devam etmiştir. Oyunda Tanrı yaşlı, halsiz ve kudretsiz biri, İsa düşük zekalı bir ‘ana kuzusu’, Meryem Ana ise ilkesiz şehvet düşkünü bir kadın olarak gösterilmektedir. Üçü birlikte, insanlığı ahlaksızlığı yüzünden cezalandırmak isterler. İnsanlığı toptan imha etme ihtimalini reddedip, bunun yerine insanlığı ‘kurtuluş ihtiyacı’ ve ‘kurtarılma imkanı’ içine sokan bir ceza vermeyi seçerler. Bu tür bir cezayı düşünemeyecek oldukları için Şeytandan yardım isterler. Şeytan kendilerine cinsel yoldan kadın ve erkeğin birbirlerine bulaştıracakları bir hastalığın yayılmasını önerir. Sonuçta frengi hastalığının ortaya çıkmasını sağlar. Şeytan bu yaptığına karşılık düşünce özgürlüğü ister; Meryem Ana bunu ‘düşüneceğini’ söyler. Şeytan bunu üzerine frengili kızını hastalığı yaygınlaştırma işini görmesi için dünyasal gücü elinde tutan kişiye, sonra Papaya ve papazlara, manastırlara ve daha sonra halka gönderir. 1981’de yapılan Werner Schroeter’in filmi, oyun yazarı Panizza’nın 1895’te yargılanma sahnesi ile başlar ve sona erer. Arada ise oyunun Roma’daki Teatro Belli’deki gösterimi yer almaktadır. Musevilik, Hırıstıyanlık ve İslam dinleri açıkça bunak, kendini Şeytanın insafına terk etmiş, şeytanla uzunca öpüşen ve şeytana arkadaşım diyen biri olarak gösterilir. Başvurucu dernek 6 Ekim 1987 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Komisyonu’na başvurarak Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Komisyon 14 Ocak 1993 tarihli raporunda filme el konulması ve film üzerinde hak kaybına karar verilmesi kararları bakımından ayrı ayrı 10. maddenin ihlal edildiği görüşünü açıklamıştır.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ–sanat özgürlüğü–dini duygulara saygısız film gösterimi–hukuken öngörülebilirlik–başkalarının haklarını koruma amacı–demokratik toplumda gereklilik–Hükümet, Komisyon önünde her ne kadar sadece filme el koyma kararının ifade özgürlüğüne bir müdahale oluşturduğunu ve film üzerinde hak kaybına karar verilmesinin bir müdahale olmadığını ileri sürmüş ise de, bu iddiasını Mahkeme önünde ileri sürmeye devam etmemiştir. Bu nedenle hem el koyma kararının ve hem de hak kaybı kararının ifade özgürlüğüne müdahale oluşturmuştur. Başvurucu ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin ‘hukuken öngörülmemiş’ olduğunu, çünkü ilk olarak ulvi kişi veya nesneleri sanatsal bir üründe alaycı bir biçimde ele almanın ‘küçük düşürücü veya hakaret edici’ olmadığını, ikinci olarak filmi izlemeye gelme veya gelmeme konusunda karar veren kişiler bakımından bir öfkelendirme söz konusu olamayacağını, üçüncü olarak iç hukuktaki yargılamalarda Anayasadaki sanat özgürlüğüne yeterince ağırlık verilmediğini ileri sürmüştür. Mahkeme’ye göre iç hukuku yorumlamak ve uygulamak, öncelikle ulusal makamların görevidir. Innsbruck mahkemeleri sanat özgürlüğü ile başkalarının dini inançlarına saygı görme hakkını birlikte ele almışlardır. Ulusal hukukun yanlış uygulandığına dair bir delil gösterilememiştir. Bu nedenle müdahale hukuken öngörülmüş bir müdahaledir. Mahkeme’ye göre din özgürlüğü, müminlerin kimliğini ve yaşam tarzlarını oluşturan hayati unsurlardan biridir. Müminler kendi inançlarının başkaları tarafından reddedilmesini ve hatta muhalif propagandada bulunmalarını hoşgörüyle karşılamak durumundadırlar. Ancak bu reddediş ve muhalif propagandanın yapılış tarzı, Sözleşme’nin 9. maddesinde güvence altına alınan din özgürlüğünün barışçıl biçimde kullanılmasını sağlama yükümlülüğü bakımından devletin sorumluluğu bulunmaktadır. Başkalarının dinsel duygularına saygı yükümlülüğü, dinsel açıdan kutsal olan şeylerin bir filmde tahrik edici bir biçimde gösterilmesi nedeniyle ihlal edilebilir. Bu tür bir gösterim, demokratik toplumun özelliklerinden biri olan hoşgörü ruhunu kötü niyetli olarak ihlal etme anlamına gelebilir. Olaydaki tartışma konusu tedbir, ‘başkalarının hak ve özgürlüklerini koruma’ meşru amacına sahiptir. Müdahalenin demokratik toplumda gerekliliği konusunda ise, demokratik toplumun gereklerinden olan ifade özgürlüğü Devletin veya nüfusun bir bölümüne çapıcı gelen, aykırı düşen veya rahatsız eden düşünceleri ifade etmeyi de içerir. Ancak Sözleşme’nin 10. maddesindeki hakların kullanılması çeşitli ‘ödevler ve sorumluluklar’ yüklediğinden, bu sorumluluklar arasında başkalarını sebepsiz yere inciten ve insan ilişkilerinin gelişmesine yarayan kamusal tartışmaya hiç bir şekilde katkıda bulunmayan davranışlardan kaçınmak da bulunur. Bu nedenle meşru amaçla orantılı bir biçimde, dinsel açıdan kutsal sayılan nesnelere yönelik gereksiz saldırıları önlemek ve yaptırıma bağlamak gerekli olabilir. Avrupa’nın her yerinde dinin toplum içindeki önemi konusunda gözle görülebilir bir fikir birliği bulunmadığı için din karşıtı hangi ifadelerin yasaklanmasına izin verilebileceğini tanımlamak mümkün değildir. Bu tür müdahalelerin gerekliliği konusunda ulusal makamlara belirli bir takdir yetkisi bırakmak zorunludur. Ancak bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp, bu olaya konu olan ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletin takdir yetkisi sıkı bir biçimde denetlenmesi gerekir. Filmin gösterileceği zamanda ve yerde dinsel barışı korumak için toplumsal bir ihtiyaç baskısı bulunmaktadır. Başvurucu dernek filmin görülmesinde yaş ve ücret sınırı getirdiği halde filmi geniş çapta duyurmuştur. Innsbruck mahkemeleri filmi Roma Katolik dinine saldırı şeklinde nitelerken aynı zamanda sanat özgürlüğüne de önem vermişlerdir. Kamu makamları filme el konulması kararı vermekle dinsel barışı sağlama ve insanların kendi dinlerine haksız bir saldırı yapıldığı duygusuna kapılmalarını önleme çabası göstermişlerdir. Filme el konulması bakımından Avusturya makamları takdir alanlarını aşmamışlardır. Aynı gerekçeler film üzerinde hak kaybı kararı bakımından da geçerlidir. Kullanılan araçlar izlenen meşru amaçla orantısız olmadığından, olayda ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna varılmalıdır. Bu gerekçeyle–Md 10: ihlal edilmediğine karar verilmiştir.