Çalışmalarımız > Açıklamalar >

NHC / İnanç Özgürlüğü Girişimi: AİHM Mansur Yalçın ve Diğerleri-Türkiye / Türkiye Eğitim Sistemini Din veya İnanç Özgürlüğü Hakkı Konusundaki Yükümlülükleriyle Uyumlu Hale Getirmeli

AİHM Mansur Yalçın – Türkiye kararında dinle ilgili meselelerin düzenlenmesinde devletin tarafsızlık yükümlülüğüne dikkat çekmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 16 Eylül 2014 tarihinde Mansur Yalçın ve Diğerleri-Türkiye (Başvuru No. 21163/11) davasında oybirliğiyle, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 1 Numaralı Protokolü’nün 2. Maddesi’nde yer alan eğitim hakkını ihlal ettiğine karar verdi. AİHM’e göre Türkiye ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesini güvence altına alma konusunda yükümlülüklerini yerine getirmek için okullarda din eğitimi konusunda reform yapmak zorunda.

Alevi inancını benimseyen başvurucular, zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerinin içeriğinin Sünni İslam anlayışına dayandığını ileri sürerek 2011 yılında AİHM’e başvuruda bulunmuşlardı.

AİHM, din öğretimini alanında ebeveynlerin inançlarına saygı gösterilmesi konusunda Türk eğitim sisteminin yeterli donanıma sahip olmadığına hükmetmiştir. Kararda, Hasan ve Eylem Zengin- Türkiye (Başvuru No. 1448/04,  9 Ekim 2007) davasında tespit edilen ve halen devam eden yapısal sorununihlal kararının temelinde yer aldığına işaret ediliyor. Mahkeme Türkiye’nin gecikmeden aşağıdaki adımları atması gerektiğinin altını çiziyor:

–       Eğitim sisteminde ebeveynlerin çocuklarını kendi din veya inançları ve felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme hakkına saygı gösterecek şekilde reforma gidilmeli.

–       Zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi derslerinden muafiyet hakkı tanınmalı.

–       Muafiyet hakkı ebeveynlerin din veya inançlarını açıklamak zorunda kalmayacak bir şekilde düzenlenmeli.

Kararın, önceki program gibi, mevcut Din Kültürü Ahlak Bilgisi (DKAB) programının da AİHS kriterlerini ihlal ettiği şekilde kurulmuş olması önemlidir. Hatırlanacağı gibi, yine Alevi bir ailenin başvurusu üzerine, DKAB dersleriyle ilgili olarak AİHM tarafından verilen Hasan ve Eylem Zengin kararından sonra ilk ve orta kademede yer alan DKAB derslerinin program ve kitaplarında, bunları AİHS kriterleriyle uyumlu hale getirme amacıyla değişiklik yapılmıştı. Yeni program 2011-2012 eğitim öğretim yılında uygulanmaya başlanmıştı.  Ancak yapılan değişiklikler DKAB dersinin,  dinler hakkında çoğulcu bir yaklaşıma sahip, tarafsız bir ders olmasını sağlama konusunda yetersiz kalmış, ders din öğretimi niteliğini korumuştur (bakınız Eğitim Reformu Girişimi- 2011-2012 Öğretim Yılında Uygulanan Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersi Programına İlişkin bir Değerlendirme).

AİHM Mansur Yalçın ve Diğerleri – Türkiye kararında dinle ilgili meselelerin düzenlenmesinde devletin tarafsızlık yükümlülüğüne dikkat çekmektedir. AİHM’e göre DKAB derslerinde Türkiye’de çoğunluğun inandığı şekliyle İslam inancına, diğer azınlık inançlarından daha fazla yer verilmesi, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerinden ödün vermek anlamına gelmeyebilir.  Öte yandan, Alevi inancının Sünni inancından farkları dikkate alındığında, başvurucuların çocuklarının, okulda öğretilen ve kendilerinin sahip olduğu değerlerle ilgili olarak hangisine bağlı olacakları konusunda bir çatışma yaşayabileceklerini düşünmek makul olacaktır. Mahkemeye göre, muafiyet uygulaması olmadığı sürece bu çatışmadan kaçınmak mümkün görünmemektedir.

Norveç Helsinki Komitesi: İnanç Özgürlüğü Girişimi Eylül 2013’te yayınlanan raporunda DKAB dersleri programının içeriğinin ve Hristiyan ve Musevi öğrenciler için geçerli olan muafiyet hakkının uygulanma biçiminin din veya inanç özgürlüğü hakkına müdahale oluşturduğuna dikkat çekmişti.

Buna göre:

– 2011-2012 yılında DKAB ders programında yapılan değişikliklerle İslâm bağlamında çoğulculuğun benimsenmesi açısından önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, ders halen çocuğun düşünce, din ve inanç özgürlüğü ile ebeveynlerin çocuklarını kendi dinsel ve felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme haklarının gereklerini yerine getirememektedir. Alevi, ateist, agnostik aileler istemedikleri halde çocukları DKAB derslerine katılmak zorunda kalmaktadır.

– Musevi ve Hristiyan ailelerin çocukları, Yüksek Öğrenim Kurulu’nun 9 Temmuz 1990 tarihli kararı uyarınca, eğitimleri sırasında “Din Kültürü Ahlâk Bilgisi” derslerinden muaftır. Ancak bu durumda da, söz konusu muafiyet hakkının kullanılabilmesi için, ebeveynler ve öğrenciler okullara kimliklerindeki din hanesini göstermek zorunda kalmaktadırlar ve bu da inancını açıklama zorunluluğu doğurmaktadır. Okullarda verilen din derslerinden muaf tutulmayı talep etme sırasında bireylerin din veya inancın açıklanmak zorunda kalması, AİHS ile uyumlu değildir.

– Muafiyet hakkını kullanan Hristiyan ve Yehova Şahidi aileler, özellikle devlet okullarında, çocuklarının DKAB derslerinden muaf olma hakkını kullandıkları için zaman zaman dışlandıklarını ifade etmektedirler. Yine, çocuklarına dikkat çekmemek için muafiyet hakkını kullanmaktan vazgeçtikleri veya şikayet etmekten çekindikleri görülmektedir.

Bu bağlamda NHC: İÖG şu önerilere yer vermişti:

– DKAB dersi mevcut içeriğiyle din eğitimi olma özelliğine sahip olduğu için zorunlu bir ders olmaktan çıkarılmalıdır.

– DKAB zorunlu bir ders olmaya devam edecek ise, tüm inanç ve dünya görüşlerini objektif ve çoğulculuk esasında ele alan TOLEDO yol gösterici ilkeleriyle uyumlu bir ders olma niteliğine kavuşturulmalıdır.

– Muafiyet hakkının, isteğe bağlı olarak, inancını açıklamak zorunda bırakılmadan, okulda uygun bir yerde kullanılması için gerekli şartlar sağlanmalıdır.

– Okul programlarına, öğrencilerin DKAB dersi yerine alabilecekleri, inanç özgürlüğünü ihlal etmeyecek alternatif dersler eklenmelidir.

Son olarak, Türkiye AİHM’in din veya inanç özgürlüğü hakkına ilişkin olarak, vicdani ret (Erçep- Türkiye 5260/07 / 22.02.2012 ve izleyen kararlar), kimliklerde din hanesi (Sinan Işık- Türkiye 21924/05 / 02.05.2010), zorunlu DKAB dersleri (Hasan ve Eylem Zengin – Türkiye 1448/04 / 09.01.2008) ve dini kıyafetle (Ahmet Arslan – Türkiye 41135/98 / 04.10.2010 ) ilgili olarak bugüne kadar vermiş olduğu kararları da uygulamalı ve benzer ihlallerin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri almalıdır.