Basından > Ulusal Basından > Yorum/Analiz >

Mesele Eğitimde Dinsel Çoğulculuğa Saygı ise Liste Uzun

2012 yılından itibaren okullarda din veya inanç özgürlüğünü etkileyen önemli değişiklikler yapıldı ve bu değişikliklerin Türkiye’deki ebeveyn ve öğrencilerin inanç konusunda çeşitliliğini dikkate almadığını, ebeveynlerin ve çocukların din veya inanç özgürlüğü hakkını eşit bir şekilde korumadığını, tarafsızlık yükümlülüğünü ve ayrımcılık yasağını gözetmediğini görmek zor değil.

2018-2019 eğitim öğretim dönemi, karma olmayan eğitim verme olanağının sağlanması yönünde bir adımla başladı. Bunun çoğulculuğun bir gereği olduğu açıklaması yapıldı. Evet, bu adım karma eğitimi ortadan kaldırmıyor; bunun yerine kız ve erkek öğrenciler için farklı okul programlarının açılmasına olanak veriyor. Yine çoğulculuğun seçici bir şekilde uygulandığı bir durumla karşı karşıyayız. İlkesel olarak karma ve karma olmayan okullar mümkün olabilir (bu yazıda bu seçeneklerin artı ve eksi yanlarına ilişkin bir analize yer verilmeyecek), fakat burada asıl sorun okullarda çoğulculuğun seçici bir şekilde uygulanması. Dolayısıyla çoğulculuğun gereği olarak sunulan ve toplumun sadece bir kesiminin taleplerine cevap veren politikalar çoğulculuk kriterini sağlamıyor.

2012 yılından itibaren okullarda din veya inanç özgürlüğünü etkileyen önemli değişiklikler yapıldı ve bu değişikliklerin Türkiye’deki ebeveyn ve öğrencilerin inanç konusunda çeşitliliğini dikkate almadığını, ebeveynlerin ve çocukların din veya inanç özgürlüğü hakkını eşit bir şekilde korumadığını, tarafsızlık yükümlülüğünü ve ayrımcılık yasağını gözetmediğini görmek zor değil. Oysa Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre “Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir” (AİHS Protokol 1 Madde 2). Aşağıda sıralanan değişikliklere göz atıldığında hükümetin din ve eğitim kesişimindeki politikalarının tüm kesimlerin taleplerine karşılık vermeye çalıştığını ve uygulamaların ayrımcı olmaması için önlem aldığı söylenemez. İnsan hakları hukuku açısından, farklı uygulamaların ayrımcılık sayılmaması için objektif bir şekilde gerekçelendirilmesi gerektirir. Oysa aşağıda sıralanan tek yönlü politikaların objektif kriterlerle açıklanması mümkün değil. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devletin din alanındaki faaliyetlerinde tarafsız olma yükümlülüğüne atıfta bulunur.

Değerler eğitimi çerçevesinde Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri, 2011 yılında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) genelgesiyle ilk ve ortaokullarda kutlanmaya başlandı. Buna göre örgün eğitim içinde konuyla ilgili afiş hazırlanması, şiir yarışmaları, ilahi ve hadis yarışmaları, konferanslar düzenlenmesi gibi çeşitli etkinlikler okullarda yaygınlaşmaya başladı. Bu etkinliklere katılıp katılmama konusunda öğrencilerin seçme hakkının nasıl güvence altına alındığı sorusu cevaplanmış değil.

2012-2013 eğitim ve öğretim yılında seçmeli Temel Dini Bilgiler – İslam , Hz. Muhammed’in Hayatı ve Kuran-ı Kerim derslerinin seçmeli dersler havuzuna eklenmesiyle küçüklerin kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olan din eğitim ve öğretiminin MEB müfredatı içinde sunulması din eğitimi açısından önemli bir yenilik olarak hayata geçirildi. Farklı inançlar ve felsefi dünya görüşleri üzerine seçmeli dersler sunulmadı. Hatta Hristiyanlık dersi hakkındaki çalışmalar rafa kaldırıldı.

Ekim 2014’te MEB’e bağlı okullarda uygulanan kılık ve kıyafet yönetmeliği değiştirilerek başörtüsü orta okul ve liselerde serbest hale geldi. Yönetmelikle yapılan değişiklikle sadece başörtüsüne serbestlik getirildi. Yine, farklı hayat tarzlarına açılımın bir işareti olarak sunulan ve algılanabilen bir düzenleme öğrencilerin birey olmalarının ifadesi olabilecek diğer görünüm seçimlerine veya Alevi sembolleri, zülfikar, haç, kippa veya sakal gibi dini sembollerin kullanımına izin vermedi.

Aynı yıl okullarda mescit açılmasına ilişkin genelge yayınlandı. Yine, herkese açık olabilecek bir dua veya sessiz kalma odası olarak tasarlanmadı bu özel alan.

2015 yılında özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nin temeli atıldı fakat hiç tamamlanmadı. Farklı inanç topluluklarının din öğretmeni/görevlisi yetiştirmesi halen mümkün değil.

2015 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı ile Eğitimde İşbirliği ve ENSAR Vakfı ile Değerler Eğitimi konusunda işbirliği protokolleri imzalandı.

2016 yılında devlet memurlarının Cuma namazına katılımlarını kolaylaştıran bir düzenleme getirildi. Konuyla ilgili Genelge’de düzenlemenin inanç özgürlüğünün bir gereği olduğunun ifade edildi. Devlete sadece bireylerin din veya inançlarının gereklerini yerine getirmelerine engel olmama yükümlülüğü değil, aynı zamanda inançlarının gereğini yapmaları için gerekli koşulları oluşturmakla ilgili bir yükümlülük atfedildi. Bu kolaylaştırma pratikte birçok yerde öğrencileri de içine aldı. Ne var ki, yine bu pozitif yükümlülük farklı din veya inançlara mensup öğretmen ve öğrencileri kapsamadı. Örneğin, dini bayramlarda öğrencileri izinli saymak bir yana sınav programlarında bile bu tarihler göz önünde bulundurulmuyor.

Din Kültürü Ahlak Bilgisi (DKAB) dersleriyle ilgili muafiyet sorunu devam ediyor; muafiyet sadece Yahudi ve Hristiyan öğrenciler için mümkün. Şayet bu ders dinler hakkında objektif bir ders ise neden Hristiyan ve Yahudi öğrenciler muaf, şayet din dersi ise neden muafiyet hakkının kapsamı genişletilmiyor? Örneğin Türkiye’de birçok ateist ebevyn çocuklarının bu derse katılmasını istemiyor fakat muafiyet hakları bulunmuyor. DKAB dersleri hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Zengin Grubu kararları halen etkin bir şekilde uygulanmış değil: Eğitim sisteminin ebeveynlerin çocuklarını dini ve felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme hakkına saygı gösterilecek şekilde donatılması gerekiyor.

Daha önce Temel Eğitimden Orta Öğretime Geçiş sistemi (TEOG) ve şimdi Liseye Geçiş Sınavı (LGS) puanlarının hesaplanması sırasında DKAB derslerinden muaf olan öğrencilerin muaf olmayan öğrencilerle eşit koşullara sahip olmamasına ilişkin mesele bir çözüme kavuşturulmadı.

2016-17 yılında yapılan bir araştırma okullarda inançlarına saygı gösterilmemesi nedeniyle önemli mağduriyetler yaşayan Alevi öğrencilerin, Cuma namazına katılmadığı görünmesin diye sınıfa saklanan Sünni öğrencinin, okulda inancına saygı gösterilmeyeceği düşüncesini kanıksamış Yahudi ve Hristiyan öğrencilerin ve artık nihayet okulda başörtüsü takabiliyor olmaktan dolayı mutlu olan öğrencinin durumunu ortaya koyuyor.[1] Mesele okullarda inanç özgürlüğünü herkes için güvence altına almak ve Türkiye’deki inanç çeşitliliğine yönelik tarafsız politikalar geliştirmek ise bu listedeki konular başlamak için iyi bir nokta olabilir.

[1] Özge Genç, Demet Taşkan, Ulaş Tol, Mine Yıldırım, Eğitimde Çoğulculuk ve İnanç Özgürlüğü: Yetişkinlerin ve Çocukların Gözünden Okullarda Din Dersleri ve Dinin Görünümleri, 2017.