Çalışmalarımız > Mülakatlar >

İÖG (Türkiye) Röportaj: Avukat Fatma Benli ile Türkiye’de Dini Özgürlükler, Başörtüsü ve Yeni Anayasa Üzerine

"Eğer başörtülü bir kadın genel olarak ayrımclık suçu işliyor ve bir kişi kendisi ile aynı giyinmiyor diye görevini yapmıyorsa tarafsızlığını tehlikeye atıyorsa, bu onun suçudur, onu cezalandırırsınız, genelleme yapamazsınız. Aynı durum başını örtmeyen kadın ve erkekler için geçerli. Buradaki temel esas anayasada yer aldığı üzerine hizmetin nitelikleri olmalı, tarafsızlığı ihlal eden memuriyet görevini kötüye kullananlar hakkında işlem başlatılmalı."

28.02.2012

İÖG (Türkiye): Anayasa’da din ve inanç özgürlüğü konusunda, başörtüsüyle ilgili nasıl bir düzenleme yapılması kadınların mağduriyetini sona erdirir?

Anayasa değişikliği sürecinde başörtüsü yasağı meselesinin ele alınması önemlidir, zira anayasalar toplumsal sözleşme işlevi görmektedir. Anayasa’nın ruhunun temel hak ve özgürlüklere uygun olması, detaylı bir metin olmaması ve yasakları meşrulaştıran otoriter ve güvenlikçi kadrolar tarafından yorumlanmaya açık hükümlerin metinden kaldırılması yararlı olacaktır.

Ancak fiili sorunları çözmek açısından din ve vidan hürriyetini ya da eşitlikle ilgili madde alttaki tarz bir maddenin eklenmesi bu konuda mağduriyetleri giderecektedir.

Örneğin;

1)    Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Hiç kimse inancını yaşama tarzından  ya da  inançsızlığından, giyiminden ötürü Anayasa’da güvence altına alınmış haklarından ve özellikle öğretim, işe girme, çalışma, sağlık ve siyasi yaşama katılım benzeri haklarından mahrum edilemez,  inancından  ya da  inançsızlığından ötürü kınanamaz.”olabilir.

Ya da,

2)    Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları ve giyim şekli yönünden ayrım yapılamaz. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Farklı formülasyonlar da yapmak mümkün.  Örneğin Stratejik Düşünce Enstitüsünün teklifi gibi:

3)    Herkes, vicdan, din ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama, örgütlenme ve ayin suretiyle düşünce ve inançlarını açıklama ve yayma özgürlüğü ile din veya inanç değiştirme özgürlüğünü de içerir.

Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç, pratik ve kanaatleri ile içinde yer aldığı dini topluluktan dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Herkes, kendi dini ve inancı doğrultusunda eğitim alma ve verme, eğitim kurumları oluşturma ve müfredatını belirleme hakkına sahiptir. Bir dine ve inanca dayalı eğitim ve öğretim ile din kültürü ve ahlak öğretimi kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır. 

şeklinde de olabilir.

Burada önemli olan bireyin dini inanç ve pratiklerini, başkalarının haklarını ihlal etmeden özgürce kullanabileceği bir sosyal, hukuki ve siyasi çerçevenin oluşturulması.  Bu şekilde başörtülü kadınların eğitim ve çalışma hakkını güvence altına alacak,  net bir düzenleme belirsizliği ortadan kaldırır. Ancak zaten Anayasa’nın temel hak ve hürriyetleri önceleyen bir yapıya sahip olması, özellikle başlangıç kısmının bu anlayışla tanzim edilmesi halinde, kılık kıyafet ayrımcılığına ilişkin özel bir madde bulunmasa dahi,  hak ve hürriyetlerin keyfi nedenlerle engellenmemesinde etkili olacaktır kanaatindeyim.

Neyin yasak olması gerektiğini söyleyen bir Anayasa yerine, hak ve özgürlük temelli, öz ve detay içermeyen bir Anayasa metni sadece başörtüsünden kaynaklanan hak ihlallerinde ve ayrımcılıklarda değil, Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerle ve ayrımcılıkla ilgili pek çok konunun çözülmesinde kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır.

İÖG (Türkiye): Bir yazar, başörtüsü sorununun çözümü için laiklik ilkesinin anayasada değiştirilemeyen ilkelerden biri olarak korunmaması gerektiğini söylüyor. Bunu söylerken, birçok davada başörtüsünün doğrudan laikliği tehdit eden bir unsur olarak değerlendirildiğine işaret ediyor.  Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?  Anayasa laiklik ilkesi olmasa bu sorun ortadan kalkar mı?

Anayasa laiklik ilkesi olmaması, başörtüsü yasağı savunanların en bariz bahanelerinden birisini ortadan kaldırır. Ancak bu olmazsa olmaz bir şart değil. Unutulmaması  gerektiği üzere, Türkiyedeki sorun, laiklik ilkesinden ziyade laikliğin Türkiye’de Fransada olduğu gibi bir din olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.  Laiklik ikesi gereği, Devlet inanç sahibi olan ve olmayan bireylere eşit mesafede durması gerekirken, bir taraf lehine tavır almaktadır. Dolayısıyla yeni anayasada laiklik ilkesi korunsa da, bu durum başörtülü kadınlarla farklı uygulama gerçekleştirilmesinin gerekçesi olmayacaktır. Zira Türkiye’nin laik bir devlet olması, başörtülü kadınların ayrımcılığa uğramasını gerektirmez. Laik devletler, tarafsız bir şekilde vatandaşlarına eşit muamelede bulunur. Devlet tarafsız olduğundan, inanca göre pozitif ya da negatif bir ayrımcılık yapamaz. Laiklik dinsizlik olarak tanımlanmadığı müddetçe, Laik bir devlette bireylerin başını örtmesi ya da örtmemesinin pratik hayattaki sonuçları aynı olmalıdır. 

Kötü niyetli yorumların önlenmesi için mevcut Anayasa’nın 2. maddesinin gerekçesi anayasa metnine eklenebilir. Gerekçe; “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tâbi kılınmaması anlamına gelir…” demektedir.

İÖG (Türkiye): Şayet anayasa laiklik ilkesi olmasa bu din ve vicdan özgürlüğü açısından herhangi bir soruna neden olur mu sizce?

Hayır din ve vicdan hürriyetinin inanan ve inanmayan kişileri güvence altına alındığını belirten özel bir madde ve ayrıntılandırılmış bir gerekçe ile sorun çözülecektir. Sonuçta Avrupa’daki pek çok ülke anayasasında laiklik ilkesi yer almıyor ve bu soruna neden olmuyor. Burada önemli olan kişilerin başkalarını kendi doğrularını dikte ettirme hakkını görmemeleri, bunun için gerekli mekanizmanın kurularak ve etkin bir şekilde işletilmesi.

İÖG (Türkiye): Öğrencilerin üniversitelere başörtüsüyle girmesi için YÖK tarafından atılan adım yeterli oldu mu? Şu anki durum nedir?

Bilindiği üzere yükseköğretim kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağı fiili bir yasaktı. 28 şubatta Milli Güvenlik Kurulunda alınan kararlar sonrası yeni YÖK başkanı ve yeni Istanbul üniversitesi rektörü dönemin olağanüstü koşullarından yararlanarak yasağı başlatmışlardı. Üst düzey ordu mensuplarının YÖK başkanı, rektörlere ve  yargıçlara  birifingler verdiği, üstelik ayakta alkışlandığı gayrı hukuki  bir dönemdi. Bunun için yasağın başlaması sadece genelgelerle oldu. Yeni bir  yasa maddesine hatta yeni bir anayasa mahkemesi kararına dahi ihtiyaç duyulmadı. Yasak fiili olarak başladı ve yargı organlarının kararları ile fiili olarak devam ettirildi. 2010 yılından sonra başörtüsü yasağının yükseköğretim kurumlarında sonlanması da  aynı şekilde fiili olarak gerçekleşti. YÖK sadece mevcut hukuki durumu tekrar etti ve öğretim görevlisi öğrenciyi kıyafet biçimi nedeni ile derstemn çıkartamaz dedi,

Aslında on iki yıl boyunca da öğretim görevlisinin öğrencisini dersten çıkarma yetkisi yoktu. Ancak koşullar gereği yasağı uygulamayan öğretim görevlileri ve rektörler görevden alınıyor ya da istifa ettiriliyordu.

Şu an yasak yönündeki algı değiştiği için, on iki yıl boyunca sınırlı bir iki istisna dışında başörtülü kadınlar ziyaretçi olarak dahi üniversitelerin bahçelerine giremiyorken, bu gün istisnalar dışında üniversitelerde eğitim almada genel olarak sorun yok. Bu suretle korku senaryolarının türkiyenin malezyaya irana döneceği tarzı iddiaların, ne derece saçma olduğu ortaya çıktı. Şu an bu gündem o kadar suni ki, on iki  sene ne kadar basit bir şekilde tüm türkiyenin zaman kaybettiğini herkes fark ediyor sanırım.

Şu an için ayrımclık daha çok staj aşamasında uygulamalı derslerde devam ediyor. Staj yaptıkları okul ve hastanelerde başlarını açmaya zorlanıyorlar. Ya da yasak öğretim görevlilerinin öğrencileri başlarını örterlerse notlarını kıracakları ifadesi ile tehdit etmesi ve başını açmak için psikolojik olarak zorlaması yada geçtiğimiz yıl mimarlık fakültesinde sürekli A alan ve sınıf birincisi olarak mezun olması gereken bir öğrencinin başını örttükten sonra proje bitirme tezine F verilerek bırakılması gibi daha bireysel örneklerle devam ediyor.

İÖG (Türkiye): Kamu görevlilerinin dini semboller, başörtüsü, kullanması konusunda toplumda ve siyasi partiler arasında farklı görüşler var. Kimi bu yasağın kalkması gerektiğini düşünüyor, kimi ise bu yasağın kamu görevlisinin tarafsızlığını güvence altına almak için şart olduğunu savunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

“Başı örtülü kadın kimliğini yansıtır tarafsız olamaz” dediğimizde aynı zamanda “başını örtmeyen kadın kimliğini yansıtır tarafsız değildir” demiş oluyoruz. Artık konuyu bu bağlamdan çıkartmak ve ayrımcılık temelinde konuyu değerlendirmemiz gerekiyor. Sonuçta başörtü yasağı 1999 yılından itibaren  özellikle memurlar için de oldukça katı bir şekilde uygulanıyor. Ancak gerçekte Anayasaya gore “her Türk vatandaşının devlet memuriyetine girme hakkı vardır ve hizmetin niteliklerinden başka şart aranmaz”  Devlet Memurları Kanununda da kıyafete ilişkin genel bir yasak yoktur. Başın açık olmasını gerektiren tek mevzuat 25. 10. 1982 tarihli “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık Kıyafetine Dair Yönetmeliği”dir. Bu yönetmelikte de sadece saçlar değil, ayakkabının sandalet olmayacağına, tırnakların, favorilerin, bıyıkların boyuna kadar pek çok hüküm yer almaktadır. Ayakkabı biçiminden tırnakların boyuna kadar kıyafetin en ince ayrıntısıyla düzenlendiği yönetmeliğe özellikle yaz aylarında hiç kimse uymadığı ve kimse hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediği aşikar.

Eğer başörtülü bir kadın genel olarak ayrımclık suçu işliyor ve bir kişi kendisi ile aynı giyinmiyor diye görevini yapmıyorsa tarafsızlığını tehlikeye atıyorsa, bu onun suçudur, onu cezalandırırsınız,  genelleme yapamazsınız. Aynı durum başını örtmeyen kadın ve erkekler için geçerli. Buradaki temel esas anayasada yer aldığı üzerine hizmetin nitelikleri  olmalı, tarafsızlığı ihlal eden memuriyet görevini kötüye kullananlar hakkında işlem başlatılmalı

Bu nedenle Stratejik Düşünce Enstitüsünün anayasa çalışmalarında teklif ettiği gibi (Vesayetsiz ve Tam Demokratik Bir Türkiye İçin İnsan Onuruna Dayanan Yeni Anayasa):

Tarafsızlık ilkesinin gereği olarak devlet kamu istihdamında dine, inanca, mezhebe, kanaate ve felsefi görüşe bağlı tercihleri ve pratikleri nedeniyle hiç kimseye ayırımcılık yapamaz. Bu güvence kamu hizmetlerinden yararlananlar için de geçerlidir.

hükmü getirilebilir. Ya da “baş açık olacak” hükmü dışında diğer tüm fıkraları kadük hale gelen kılık kıyafet yönetmeliği değişebilir.  Sonuçta Türkiye Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmesine taraf ve sözleşmeyi yerine getirmek durumunda.  25. Madde, “Siyasi haklar” ı düzenlemektedir. Madde metni;

Her vatandaş, bu sözleşmenin 2. maddesindeki ayrımlara ve makul olmayan sınırlamalara tabi tutulmaksızın şu haklara ve imkanlara sahiptir:

a) Doğrudan veya seçilmiş temsilciler aracılığıyla kamu hizmetlerine katılma

b) Seçmenlerin iradelerini serbestçe ifade etmeleri güvence altına alan, gizli olarak oy verildiği, genel ve eşit oya dayanan ve belirli aralıklarla yapılan dürüst seçimlerde oy kullanma ve seçilme;

c) Genel eşitlik ilkesine uygun olarak ülkesinde kamu hizmetlerine girme.

şeklindedir. Anayasanın 90. Maddesi bu sözleşmeye uygun hareket edilmesini gerektiriyor.

Nitekim TESEVi iş yaşamında başörtülü kadınlar araştırmasında da görüldüğü üzere, kamu kurumlarında başörtüsü yasak olduğu için, özel sector de “imaj”kaygısı ile başörtülü kadınları istihdam etmiyor. Meslek birlikleri aynı şeklide ayrımclık gerçekleştiriyor. Örneğin en son İstanbul Barosu stajyer avukatlar seminerlerde dahi başını açmalılar, başörtülü bir kadın avukat olamaz dedi. Aslında bu karar yani bir kadına başka bir avukatın ya da bağlı bulunduğu meslek örgütünün müdahale hakkını kendinde görmesi, Alman Avukatlar Birliğinin 1922 yılında “kadınların bünyesi hakimliğe ve avukatlığa uygun değildir. Yargılamaya karışmaları adaletin zararına olur” (Ali Haydar Özkent, Avukatın Kitabı, 1. Baskı 1940 Arkadaş Basımsevi, 2. Baskı, 2002 İstanbul, s.518.) kararını hatırlatıyor. Dün Alman avukatları “nasılsa gücümüz var” diyerek, “kadınlar avukat olamazlar demiş. Bu gün bazı baro yönetimleri nasılsa gücümüz var diyerek “başörtülü kadınlar avukat olamaz” diyorlar. Bakış açısının hukuken kabul edilemezliği arasında hiç fark yok.

İÖG (Türkiye): Bu konuda kendi kişisel deneyiminizi paylaşır mısınız? Siz başörtülü bir avukatsınız. Günlük iş yaşamınızı başörtünüzden ötürü nasıl düzenlemeniz gerekiyor?

Benim durumum oldukça ironik aslında, henüz hiç bir etkisine tanık olmamış olsam da bir şekilde ismim “Dünyanın En Etkili Beş Yüz Müslümanı” isimli bir çalışmada yer alıyor, BM de ve AİHM önünde konuşma imkanım olabiliyor, öbür tarafta örneğin bir nafaka davamın dahi duruşmasına giremiyorum, bir şekilde yasa çalışmalarına katkıda bulunabiliyorum, Georgetown üniversitesine göre farklı bir yerdeyim, buradaki yargıçlar nazarında ise kendisine kıyafeti hakkında karar verilebilecek “başını aç yada ört” denebilecek başka bir yerde, öyle olunca duruşmalarıma başka bir avukatı göndermek durumunda kalıyorum. Duruşmalarda sorun çıkma ihtimaline binaen ceza davaları dışındaki davaları alıyorum.

İÖG (Türkiye): AK Parti başörtüsü ile ilgili nerede duruyor? Seçimlere girerken başörtülü aday göstermekte kadınların beklentilerinin gerisinde kaldı? Bu konuda neden beklenen çözüm gecikiyor?

Sanırım bunu parti yetkililerine sormak gerek

İÖG (Türkiye): 28 Şubat sonrasında idari mahkemelerin verdikleri kararlar nedeniyle üniversiteye devam edemeyen ve işlerini kaybeden kişilerin mağduriyetinin giderilmesi için neler yapılıyor ve yapılmalı?

Başörtülü kadınlar uğradıkları ayrımcılığın iptaline ilişkin açtığı davalar, Türkiye’de ya da AİHM’de kazanılsaydı üniversiteden ayrılmak zorunda kalan ya da işten atılan kişilere tazminat verilecekti. Ancak 28 şubat süreci bu konuda karar veren hakimler hakkında soruşturma açıldığı, AİHM’in tek tek bile karar vermeyip listelerle başvuruları red ettiği bir dönemdi. Dolayısıyla mağduriyet giderilmedi, Şu an geçte olsa af yasası çıkartıldığı ve göreceli olarak üniversitelerde yasak kalktığı için “artık  hakkınızı kullanabiliyorsunuz bununla yetinin” tarzı bir bakış açısı var.

İşin doğrusu öğrenciler için durum tespiti yapmak ve zararların giderilmesini talep etmek hukuki anlamda güç, çok net bir örnek olduğum için kendimi örnek vereyim, 300 sayfalık tez yazdım, ancak jüri önünde tezimi sunamadığım için yükseklisansımı bırakmak zorunda  kaldım. Şuan başörtüsü nedeni ile okuldan atılmış  görünmüyorum, resmi kayıtlara göre tezi yazıp teslim ettim ama sunmaya ben gitmedim. Şimdi afla geri döndüm ancak süreç içinde mevzuat değişti, yeniden tez yazmam gerekiyor, hatta not ortalamam çok yüksek olduğu halde ders bile almak zorundayım, ve şu an emek ve zaman olarak benden çok daha az özveride bulunan sınıf arkadaşlarım doktorlarını bitirmiş durumda, onlarla kıyasladığımda mağduriyet çok açık. Ancak hukuki anlamda tazmin etmek çok olası görünmüyor. Sonuçta kaybettiğim senelerin parasını neye gore tespit edilecek.

Ayrıca yasak başladığında üniversitelerde kaç başörtülü öğrenci olduğu kaç tanesinin başını açmak suretiyle eğitimine devam ettiği, kaçının okulu bıraktığı halen bilinmiyor. Belirtiğim nedenlerle sayı tespiti mümkün değil. Yapılan araştırmalar yasaktan olumsuz etkilenenlerin yüzbini geçtiğine işaret ediyor. Sadece bir yıl içinde tek bir insan hakları derneğine MAZLUMDER’e yapılan müracaat sayısı 26.669[1] 2000-2011 arası ÖSS sınavına dahi giremeyip eğitimine baştan başlayamayanları saymıyorum bile Bu konuda vakıalarla ilgili yakın zamanda MAZLUMDER yayınlarından çıkan “1964-2011 Türkiye’de ve Dünyada  başörtüsü yasaği kronolojisi”çalışmasınahttp://www.mazlumder.org/dosyalar/Basortusu2011.pdf adresinden ulaşılabilir.   Bu kronoloji çalışmasında da görüleceği üzere binlerce vakıa mevcut onbinlercesi kayda geçilmedi. Dolayısıyla öğrenciler yada gündelik hayatta ayrımcılığa uğrayan kadınlar açısından maddi anlamda mağduriyet giderilmesi kolay değil.

Ancak en azından 28 şubat sürecinde memuriyetten çıkartılan memurların hakları için bir düzenleme yapılmalı, Zira bu memurlar çıkartıldıklarında  10-15 senelik emeklilik tazminatları da yandı, Bu kişileir tespit etmek ve YAŞzedelere benzer bir düzenleme yapmak mümkün. Bu kişiler daha önce senelerce aynı yasal mevzuatla çalıştılar. Daha sonar yasal düzenenleme değişmeden, soruşturma geçirdiler, psikolojik anlamda şiddete maruz kaldılar, atıldılar yada istifa ettirildiler. Bu kişilerin atıldıkları dönemdeki taleplerinin giderilmesi, aslında tazminat bile olmayacaktır. Çünkü zaten hakları olan emekli olsalardı alabilecekleri ancak atıldıkları yada istifa etmek zorunda kaldıkları için yoksun bırakıldıkları kendi tazminatları, bu kişilerin hak kaybı belgelendirilebileceği ve kendi hakları olduğu için bu konudaki bir düzenlerme yapmak mümkün.

İÖG (Türkiye): İster başörtüsünü örtmek, ister örtmemek olsun, sizce Türkiye’de kadınlar dinsel kimliklerini bulmak ve yaşamak konusunda özgür mü? Değil ise, bu kısıtlama veya empoze edilen biçimler nereden kaynaklanıyor? Kadının her alanda olduğu gibi, dinsel kimliği konusunda da özgür olabilmesi için ne yapılması gerekiyor?

Bu noktada kanaatimce bireysel güçlenme ve bilinçlenme çok önemli, biz genel olarak başını örten yada örtmeyen kadınlar yada erkekler, toplumsal mühendislik çalışmalarının ürünü olarak yaşamaya zorlanıyoruz, halbuki doğru yada yanlış neyi niye yaptığımızın bilincinde olmamız gerekiyor. Bunun içinde kalıpların dışında bakmayı başarmamız gerek sanırım. Basit bir örnekte, başörtülü okula gidip “bugün ne giysem” benzeri yarışmalar ilgi alanımızı oluşturabiliyorsa ya da yanı başımızdaki ayrımcılık yada haksızlıklara karşı duyarsızlaştıysak, bizi biz yapan değerlerimiz kalmadıysa en yakınlarımıza güvenemez hale geldiysek hak kavramını unuttuysak öldükten sonra hesaba çekileceğimizi artık umursamıyorsak burada başörtüsü yasağından çok daha ciddi bir sorun var demektir.

İÖG (Türkiye): Bir de son dönemde kadına yönelik şiddet konusundaki çalışmalarınızdan kısaca bahseder misiniz?

En son Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı üzerine çalıştık. Kadına karşı şiddet tore cinayetleri mal paylaşımı uzun süredir üzerinde çalıştığım bir alan zaten, bu temel sorunun çözümüne yönelik çalışmalar gerçekleştiriyoruz, pek çok vechi olan bir durum olduğu için daha iyiyi bulma çabası yönünde  taslak biraz fazla zaman aldı, ancak yakın zamanda yasa tasarısının meclise geleceğini ve şiddetle mücadele konusunda daha etkin olunabileceğini umut ediyorum


[1] Görevden alınan, atılan, sürgün edilen kadın memur 1 052, soruşturma geçiren kadın memur 7 126, okula alınmayan ve yok yazılan kız öğrenci 8 238, çeşitli cezalar alan öğrenci sayısı 1 573 olduğu yönündedir. Bu bilgiler sadece MAZLUMDER İstanbul Şubesine ve 2000 yılı içinde yapılan şahsi başvurularla ilgili olup rakamlar derneğe yapılan müracaat sayısını ifade etmektedir. MAZLUMDER, Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu, İstanbul 1998.