Basından > Ulusal Basından >

Der Hayr maaşını devlet öderse…

Boyacıköy Yerits Mangants Kilisesi Vakfı Başkanı Nazaret Özsahakyan’ın “kiliselerde görevli din adamlarının maaşının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanması” talebiyle Diyanet’e yaptığı başvuru Kamu Denetçiliği Kurumu üzerinden Başbakanlık’a kadar ulaştı. Başbakanlık’ın bu dosyaya ne yanıt vereceği merakla beklenirken talep, yeni bir tartışmanın da kapılarını açtı.

Boyacıköy Yerits Mangants Kilisesi Vakfı Başkanı Nazaret Özsahakyan’ın 2013’te, “kiliselerde görevli din adamlarının maaşının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanması” talebiyle Diyanet’e bir dilekçeyle başvurmuş, bu talebin reddedilmesi nedeniyle aynı yılın Temmuz ayında sorunu Kamu Denetçiliği Kurumu’na taşımıştı. Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsmanlık), 2013 yılında yapılan şikâyet doğrultusunda, sorunun çözümü için kararını açıkladı. Kamu Başdenetçisi M. Nihat Ömeroğlu imzasıyla Başbakanlık’a tebliğ edilen, 30 Aralık 2015 tarihli Ombudsmanlık Tavsiye Kararı’nda, azınlıkların din ve vicdan hürriyeti çerçevesinde sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için mevzuat değişikliklerine gidilerek mağduriyetlerin giderilmesi gerektiği belirtildi.

Ombudsmanlık tarafından verilen kararlar tavsiye niteliğinde olduğundan, idare için hukuki bağlayıcılığı bulunmuyor. Bununla birlikte, kanuna göre, Ombudsmanlık tarafından tavsiye edilen çözümün uygulanabilir nitelikte görülmemesi durumunda, tavsiye kararının iletildiği makam olan Başbakanlık’ın, 30 gün içinde gerekçesini kuruma bildirme zorunluluğu bulunuyor.

‘Yardım dinî merkezlere yapılsın’

Söz konusu şikâyetin ardından kapsamlı bir inceleme yapmak amacıyla çalışmalarına başlayan Kamu Denetçisi (Ombudsman) Mehmet Elkatmış, Hahambaşılık, Türkiye Ermeni Patrikhanesi, Süryani Ortodoks Patrikhanesi ve Ekümenik Rum Patrikhanesi’ni ziyaret ederek görüşmeler yaptı. Dinî önderliklerin konu hakkında bildirdikleri görüşlerin ayrı ayrı yer aldığı gerekçeli kararda, Ermeni, Musevi, Süryani ve Rum dinî liderlerin yaptıkları ortak açıklamaya da yer verildi. Ekümenik Patrik Bartholomeos imzasıyla Ombudsmanlık’a gönderilen yazıda şu ifadeler yer aldı: “Din adamlarımız Hıristiyan ve Musevi dini gereğince hiyerarşik ve geleneksel bir yapı ve yönetim düzenine tabi olduklarından Devletçe yapılacak olan maddi katkının doğrudan dinî merkezlerimize yapılması ve tarafımızca tasarruf edilmesinin daha uygun olacağı kanaatine varıldı.”

Bürokrasi: ‘Mümkün değil’

Ombudsman, 2014 yılında, azınlık temsilcilerinin yanı sıra, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü temsilcileri, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, Devlet Personel Başkanlığı temsilcileriyle de çalışma toplantıları düzenlemişti. Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, “mevcut mevzuat kapsamında; kiliselerde görevli din adamlarına maaş ödemesi yapılmasına ayrıca kilisede görevli din adamlarının ücretlerinin ödenmesine destek olunması amacıyla bu kapsamda kurulmuş veya kurulacak olan dernek veya vakıf gibi tüzel kişilere bütçeden yardım yapılmasının mümkün olmadığı” görüşünü bildirdi.

Lozan’ı işaret etti

Lozan Antlaşması’nın ‘Azınlıkların Korunması’ başlıklı bölümünden yola çıkarak “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının Müslümanların yararlandıkları aynı medeni haklardan yararlanacakları”na vurgu yapan Ombudsman, Lozan’ın 41. maddesinde yer alan, “Müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklar, devlet bütçesi, belediye bütçesi ya da öteki bütçelerce, eğitim, din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacakları” ve “bu paraların, ilgili kurumların yetkili temsilcilerine teslim edileceği” şeklindeki hükümlere dikkat çekti.

Denetçiden olumsuz görüş

Elkatmış’ın sunduğu raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararları ile diğer idari kurumların benzer konulardaki yanıtları ayrıntılı olarak incelendi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) konuya ilişkin maddelerine değinildi. Elkatmış, , Türkiye Ermeni Patrikhanesi adına Başepiskopos Ateşyan’ın imzasıyla gönderilen “Ruhani Meclis Üyeleri, cemaatin kendi din adamının maaşını karşılaması ile ilgili kadim geleneği sürdürmeyi uygun bulmuştur” şeklindeki cümlesini dikkate alarak, olumsuz yönde görüş bildirdi: “Yapılan değerlendirmeler neticesinde; kilisede görev yapan din adamlarının kamu görevlisi statüsüne dahil edecek işlemlerin, yapılan işin niteliği ve mevcut kamu personel rejimi dikkate alındığında yeni yasal düzenlemeler yapılmaksızın yerine getirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı ve şikâyetin reddi gerektiği yönünde öneride bulunulmuştur”.

Başdenetçi’den olumlu görüş

Ancak kararda, tüm bu araştırmalar doğrultusunda hazırlanan ve başdenetçi Ömer Nihat Hatipoğlu tarafından kaleme alınan bir değerlendirme bölümü yer aldı. Bu bölümde, anayasa hukuku, laiklik ilkesi, eşitlik kavramı ve azınlık tanımını da içeren geniş değerlendirmeler yer aldı. Değerlendirmede şu ifadeler öne çıktı:

“Şikâyetçinin başkanlığını yürüttüğü vakıf kilisesinde görevlendirilen din adamının maaşının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanması talebinin, demokratik toplumun ayrılmaz unsurları olan kanun önünde eşitlik, çoğulculuk ve hoşgörü kavramları kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak, şikâyetçinin mezkur talebinin reddine ilişkin idari işlemin, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşme ve antlaşmalar ile yüksek mahkeme kararları dikkate alındığında üst hukuk normlarına ve hakkaniyete aykırı olduğu, AİHS’in 9. maddesinde korunan hakları zedelediği değerlendirilmiş olup, tüm bu nedenlerle ve mezkur talepten hareketle, Lozan Antlaşması kapsamında azınlık kabul edilen vatandaşlarımızın sosyal ihtiyaçlarını karşılanmasına yönelik olarak mümkün bulunması halinde meri mevzuatın işlerliğinin sağlanması, bunun mümkün olmaması halinde ise mevzuat değişikliğiyle şikayet konusu talebin yeterli oranda karşılanması gerektiği, kanaat ve sonucuna varılmıştır. Diğer yönden; Kamu Başdenetçisine süresinde önerisini sunmakla görevli ilgili Denetçi (Ombudsman) ret önerisinde bulunmuşsa da yukarıdan bu yana açıklanan gerekçeler, uluslararası ve ulusal mevzuat, uluslararası standartlar, AİHS ve onun ayrılmaz parçası olan AİHM içtihatları gözetildiğinde Kamu Denetçisinin ret önerisine katılmak mümkün olmamıştır.”

Kararda eşit vatandaşlık vurgusu da yapıldı: “Ülkemizde yaşayan ve Lozan Antlaşması’na göre, din bağı gözetilerek gayrimüslim olmalarından dolayı azınlık kabul edilen kişiler Türk vatandaşıdırlar. Bu durumda, Anayasa’ya göre Türk vatandaşı olarak kabul edilen gayrimüslim azınlığa mensup vatandaşların taleplerinin öncelikle ve esas olarak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan kaynaklanan haklar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.”

Mevcut durum

Şu anda Türkiye Ermenileri Patrikhanesi’ne bağlı olarak çalışan yaklaşık 20 din görevlisi var. Din görevlileri maaşlarını, hizmet verdikleri kiliselerin bağlı olduğu vakıflardan alıyor. Cenaze, vaftiz ve düğün gibi ayinler için de, cemaat üyeleri tarafından, din görevlilerine hizmetleri karşılığında ödeme yapılıyor. Din görevlileri yıllık kazançları doğrultusunda vergi mükellefi olup vergi öderken, sigorta primleri de vakıflar tarafından ödeniyor. Vakıf gelirlerinin önemli bölümünü cemaat mensuplarının yaptıkları bağış ve akarlarından gelen gelirler oluşturuyor. Devlet, din hizmetleri için azınlıklara herhangi bir katkıda bulunmuyor. Sadece, ibadethane kapsamında değerlendirilen kiliselerde kullanılan elektrik, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanıyor.

Ateşyan: ‘Patrikhane’nin masrafları karşılanmalıdır’

Başepiskopos Ateşyan konuyla ilgili olarak Agos’a şu açıklamayı yaptı: “Biz bu konuyu Ruhani Meclis’te tartıştık. Lozan Antlaşması’na göre idare tarafından bir destekte bulunulması gerekiyor. Ancak bunun doğrudan din görevlilerinin maaşının ödemesi şeklinde yapılması beraberinde başka sorunlar getirecektir. Bu yöntem din görevlilerini devlet memuru statüsüne sokar ki, biz bunu istemiyoruz. Eğer bütçeden bir pay ayrılacaksa, bu doğrudan doğruya din görevlilerine değil merkeze, yani Patrikhane’ye iletilmelidir. Patrikhane’nin masrafları da karşılanmalıdır. Patrikhane din görevlileriyle birlikte bir bütündür. Bu nedenle, destek patrikhanelere verilmeli ve patrikhaneler kararlaştırdıkları aylıkları ruhanilere dağıtmalıdır.”

Özsahakyan: ‘Haklılığımız kabul gördü’

Boyacıköy Surp Yerits Mangants Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı Nazaret Özsahakyan ise, Agos’a şu değerlendirmede bulundu: “Kamu Denetçiliği Kurumu, anayasal bir kurumdur. Mesele din görevlilerimizin parasının devlet tarafından verilmesi ya da verilmemesi değildi. Başvurumun ardından, Kamu Denetçiliği Kurumu, İstanbul’da görüşmeler yaptı. Patrikhane’yle görüştü, Hahambaşılık’la görüştü. Benim için önemli olan buydu, haklılığımızın kabul edilmesiydi.”

Mine Yıldırım (Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi):‘Hak temelli bir yaklaşım olmalı’

Kamu Başdenetçisi’nin kararı, bazı eksiklere karşın, doğru yönde atılmış, olumlu bir adım. Kamu görevlilerine, mevcut mevzuat içinde veya yeni düzenleme yapılarak, cemaat vakıflarına yardım yapılması suretiyle ‘ihtiyacın’ karşılanması tavsiye ediliyor. Ancak, hak temelli bir yaklaşımdan çok ihtiyaç temelli bir yardımdan söz edilmesi, kararı zayıflatıyor. Daha baştan hak temelli bir yaklaşımla din görevlilerinin maaşlarının ödenmesi konusunda bir eşitsizlik olduğunun ve din ve inançlar karşısında tarafsız bir devletin, şayet kamu mali kaynaklarından din hizmetlerine kaynak ayıracak ise, din veya inanç topluluklarına eşitlik ilkesini gözeterek paylaştırma yükümlülüğü olduğunun altını çizmesi gerekirdi.

Bu konuda kararlı bir tutumu yansıtmıyor karar. İkincisi, yardımın cemaat vakıflarına yapılmasından söz ediliyor. Bunun nedeni, başvurucunun bir cemaat vakfı olması olabilir. Fakat kararda yardımın kime yapılacağı daha açık bırakılabilirdi. Ayrıca farklı toplulukların farklı çözüm önerileri olabileceği de görülüyor. Dolayısıyla kamu yönetimi hem farklı taleplere göre esneklik gösterebilecek bir yapı oluşturmalı, hem de din veya inanç özgürlüğünün bireysel ve kolektif boyutunu esas almalı. Örneğin, bir yandan hiçbir grubu tek bir baş altında toplanmaya zorlamamalı, diğer yandan da merkezî bir yapı altında toplanmak isteyenler için bunu mevzuat içinden mümkün hale getirmeli.

Son olarak dikkat edilmesi gereken nokta, kararın Türkiye’nin din veya inanç çeşitliliğinden hareket etmek yerine, artık gerçekle örtüşmeyen, dinsel demografiyi temel alması. Oysa Türkiye’de sahaya baktığınızda Müslümanlık içinde Diyanet İşleri Başkanlığı dışında bir yapı içinde yer almayı seçen farklı Müslüman gruplar ve Lozan Antlaşması altında sayılmayan Bahailer, Protestanlar ve Yehova Şahitleri gibi grupları görüyorsunuz. Kamu Başdenetçisi’nin kararının bu gruplar için bir karşılığı yok. Oysa din hizmetlerine ayrılan kamu mali kaynakları, toplum içinde yer alan ve bu kaynaklardan yararlanmak isteyen tüm inanç grupları için erişilebilir olmalıdır.

Alevilere yapılan ‘yardımlar’ı gündemine aldığını anladığımız hükümet, Türkiye’nin tüm inanç grupları için erişilebilir ve eşitliği ve insan hakları normlarını temel alan bir çözüm üreterek Kamu Denetçisi’nin kararını daha ileri taşımalıdır.