Çalışmalarımız > Mülakatlar >

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosu (AGİT/DKİHB) Din ve İnanç Özgürlüğü Programı Dr. Kishan Manocha ile Söyleşi

AGİT bölgesinde din veya inanç özgürlüğüne ilişkin pek çok mesele mevcut. "Din ve inanç özgürlüğü ile güvenliğin birbirini dışlayan hedefler olarak görülmemesi gerektiğini kavramaları açısından Devletlere yardımcı olmayı sürdürmemiz gerekiyor," diyor Dr. Kishan Manocha. İnanç Özgürlüğü Girişimi Program Direktörümüz Dr. Mine Yıldırım, AGİT/DKİHB Programı Kıdemli Danışmanı Dr. Kishan Manocha ile konuştu.

Mine Yıldırım (MY) – Bize biraz DKİHB’nin Din ve İnanç Özgürlüğü Programından bahsedebilir misiniz? Programın temel amacı nedir? Katılımcı devletlere ve sivil toplum kuruluşlarına nasıl yardım ediyor?

Kishan Manocha (KM) – Program 1997 yılında, katılımcı devletlere din ve inanç özgürlüğü konusundaki taahhütlerini hayata geçirmek için yaptıkları çalışmalarda yardımcı olmak amacıyla başlatıldı. Bu taahhütlerin temeli 1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi’ne dayanıyor ve sonrasında, din ve inanç özgürlüğü konusunda MSHS (BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi) ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu oldukça sağlam bir dizi uluslararası siyasi taahhüt ve prensip olarak daha da geliştirilmiş bulunuyor. Ne var ki bunlar halen sadece birer taahhüt niteliği taşıyor ve fiilen hayata geçirilmeleri konusunda devletlere yardımcı olacak kurumsal desteğe ihtiyaç var. İşte DKİHB’nin Din ve İnanç Özgürlüğü Programı tam da bunu amaçlıyor. 1997 yılından bu yana Din ve İnanç Özgürlüğü Programı bir dizi alanda faaliyet gösteriyor. Devletlere, din veya inancı ilgilendiren konularda ve din ve inanç özgürlüğü ile ilgili üstlendikleri taahhütlere ve uluslararası standartlara uygun yasal düzenlemelerde bulunmalarını sağlamak bakımından yardımcı oluyor. Bu bağlamda, mevzuat tasarılarının incelenmesi konusunda Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu ile de sık sık işbirliği yürütülüyor.

DKİHB Din ve İnanç Özgürlüğü Programının bir süredir faaliyet yürüttüğü bir başka alan da kılavuz ilkeler hazırlanmasıdır. Son yıllarda hazırlanan üç kılavuz ilkeler belgesinden sonuncusu, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu ile birlikte geliştirilen Din veya İnanç Topluluklarının Tüzel Kişiliğine ilişkin Kılavuz İlkeler belgesidir. Bu belge birçok dile çevrilmiş olup, DKİHB söz konusu ilkelerin geniş bir şekilde dağıtılıp duyurulması konusundaki çalışmalarını halihazırda sürdürüyor.

Üçüncü faaliyet alanı ise din ve inanç özgürlüğü konusundaki uluslararası standartlara ve AGİT taahhütlerine dayalı kapasite geliştirme çalışmalarıdır; AGİT son yıllarda, Bosna Hersek, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna’nın da aralarında yer aldığı bir dizi AGİT katılımcısı Devlet bünyesinde bu alanda faaliyetler yürütüyor. Bu dinamik bir program olduğu için farklı paydaşların ve kitlelerin (Devlet ve Devlet dışı aktörler) ihtiyaç ve menfaatlerine ve farklı bağlamlara göre kolayca uyarlanıp özelleştirilebiliyor.

DKİHB bu çalışmaların tümünde hem maddi olarak toplumsal cinsiyet eşitliği gözetmeye, hem de yürüttüğü faaliyetlerde kadınlar ile erkeklere eşit katılım sağlamaya çalışıyor.

MY – Sivil toplum kuruluşları ve din veya inanç toplulukları DKİHB’nin Din ve İnanç Özgürlüğü Programından nasıl faydalanabilir, bu programa nasıl dahil olabilir? Aynı soruyu AGİT İnsani Boyut Uygulama Toplantısı (HDIM) açısından da yöneltmek istiyorum.

KM – İnsani Boyut Uygulama Toplantısı ve Din ve İnanç Özgürlüğü konulu Ek İnsani Boyut Toplantısı, AGİT katılımcısı Devletlere, AGİT kurumlarına ve üst düzey yapılara, uluslararası örgütlere, sivil toplum kuruluşlarına, din ve inanç topluluklarının temsilcilerine ve bu konuda çalışan uzman akademisyenlere, bölgede mevcut ve gelişmekte olan meseleler dolayısıyla din veya inanç özgürlüğü alanındaki AGİT insani boyut taahhütlerinin enine boyuna tartışılması ve bir din ve inanç özgürlüğü kültürü yaratılması ve sürdürülmesi bakımından sivil toplumun son derece önemli bir role sahip olması da dahil olmak üzere, bu insan hakkını herkes açısından ileriye taşıyacak fırsatların değerlendirilmesi amacıyla olanaklar sunuyor. Aynı zamanda, DKİHB’nin ülkeler özelinde yürüttüğü projeler de, din veya inanç topluluklarının kilit bir parçasını oluşturduğu sivil topluma, hem kaygılarını dile getirebilecekleri bir platform ve ifade zemini, hem de din ve inanç özgürlüğü konusunda AGİT taahhütlerinin ve uluslararası standartların tam anlamıyla hayata geçirilmesi yönündeki çalışmalar sırasında üzerlerine düşen görevi yerine getirmelerine imkân sağlayacak bilgi ve beceriler temin ediyor.

Demek istediğim, sivil toplum bu alanda çeşitli şekillerde rol oynayabileceği için bizler de sivil toplum ile her seviyede ilişkilerin pekiştirilmesini amaçlıyoruz.

MY – Biraz da AGİT bölgesinde din ve inanç özgürlüğü konusunda yaşanan sıkıntı ve güçlüklerin yanı sıra iyi uygulamalardan ve güncel eğilimlerden bahsedebilir misiniz?

KM – Son yıllarda AGİT bölgesinde din ve inanç özgürlüğü konusuna odaklanan pek çok normatif ve kurumsal faaliyet, politika ve program yürütülüyor; ayrıca bu alandaki çabalara destek olup bunların güçlendirilmesi ve bu hakkın herkes için daha ileri bir noktaya taşınması amacıyla başlatılmış tek taraflı ve çok taraflı devlet girişimleri de mevcut. Bu bağlamda bilhassa, AGİT katılımcısı Devletlerin kendi dışişleri bakanlıkları veya başkaca bakanlıklar bünyesinde din ve inanç özgürlüğü yahut dinle bağlantılı konularda özel birimler (Özel Delegeler, Temsilciler vs.) oluşturmasını takdirle karşılıyoruz. Bu birimlerle ilişkiye geçerek onlara tavsiyelerde bulunuyor ve işbirliğinde bulunmaya çalışıyoruz; ayrıca bunlara AGİT gibi çokuluslu bir platform üzerinden birbirleriyle ilişki kurma fırsatı da sağlıyoruz. Bu oldukça olumlu bir gelişme. Ne var ki sıkıntılar sona ermiş değil. Din ve inanç özgürlüğü AGİT bölgesinde kadınlar ve erkekler açısından farklı etkiler yaratan büyük baskılar altında. Din veya inanç topluluklarının tüzel kişilik kazanması önündeki büyük fiili ve hukuki engeller, din veya inanç topluluklarının iç işlerine yönelik haksız müdahaleler, dini yayınların ithali ve dağıtımı üzerindeki kısıtlamalar, din temelli fişleme ve göçmen yasa ve politikalarının din personelinin serbest dolaşımını haksız şekilde engelleyecek ve bazı din veya inanç topluluklarına karşı ayrımcılık oluşturabilecek tarzda uygulanması bu evrensel insan hakkının kullanılmasına yönelik müdahalelere örnek olarak verilebilir. Din ve inanç özgürlüğünün yanı sıra toplantı, örgütlenme ve ifade özgürlüğü gibi bununla bağlantılı sayılabilecek insan haklarına yönelik artan ihlal örnekleri, ülke ve bölgeler genelinde istikrarı ve güvenliği tehdit ediyor ve din veya inanç topluluklarının toplumsal dayanışma ve barış açısından pozitif faktörler haline gelmesi önünde engel oluşturuyor.

Dikkatimizi çeken bir başka konu ise bir dizi katılımcı Devletin din ve inanç özgürlüğünü sınırlandırmak, güvenlik tehdidi olarak gördükleri topluluk ve cemaatlere karşı net gerekçeler belirtmeksizin ayrımcılık uygulayan yasal hükümler getirmek amacıyla aşırı geniş güvenlik ve kamu düzeni tanımları benimsiyor olması. Bu Devletler din ve inanç özgürlüğünü toplum açısından değer taşıyan bir şey olarak değil, bir tehdit olarak görüyorlar. Dolayısıyla din ve inanç özgürlüğü Devletlerin daha geniş kapsamlı güvenlik şartlarına mahkûm ediliyor. Söz konusu güvenlik iddialarını destekleyen ampirik verilerin yokluğunda bu durum son derece kaygı uyandırıcı bir hal alıyor. İşte bu nedenle, din ve inanç özgürlüğü ile güvenliğin birbirini dışlayan hedefler olarak görülmemesi gerektiğini kavramaları açısından Devletlere yardımcı olmayı sürdürmemiz gerekiyor; bu iki hedef tam tersine, AGİT’in geniş kapsamlı güvenlik düşüncesine de uygun şekilde, bir arada ilerletilebilecek ve tam da bu şekilde geliştirilmesi gereken, birbirine bağlı ve birbirini destekleyici değerlerdir.

Mevcut sorunlar ışığında DKİHB, AGİT katılımcısı Devletlere yönelik olarak din ve inanç özgürlüğü ile güvenlik arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceleyen, AGİT bölgesinde bu özgürlük ile güvenliğin kesiştiği bazı kritik hususları analiz eden ve Devletlere ve diğer aktörlere bir yandan güvenliği sağlarken, bir yandan da din ve inanç özgürlüğünü geliştirme çabalarında yardımcı olacak tavsiyelerde bulunan bir belge hazırladı. Bu belgenin yakında yayınlanmasını umuyoruz.

MY – Az evvel iyi uygulamalardan bahsederken, özellikle bazı Batı Avrupa ülkelerinde din ve inanç özgürlüğü alanında özel temsilciler görevlendirildiğini, bu temsilcilerin din ve inanç özgürlüğünün korunması ve ilişkide oldukları başka ülkelerde bu alanda farkındalık seviyesinin yükseltilmesi konusunda kendi ülkelerinin dışişleri makamlarıyla birlikte hareket ettiklerini söylediniz. Bunu olumlu bir gelişme olarak aktardınız. Sizce bu süreç uluslararası insan haklarına uygunluk denetimi mekanizmaları ile etkileşim içinde mi yürütülüyor? Biri siyasi arenada, diğeri ise uluslararası insan hakları hukuku arenasında çalışma yürüten bu iki kanal birbiriyle nasıl etkileşim kuruyor sizce? Bu yöndeki eğilim devam eder ve devletler bu alanda gitgide daha çok temsilci görevlendirirse birbirlerini nasıl etkileyeceklerini düşünüyorsunuz?

KM – Bu yöntemlerle kendi egemenlik alanları içinde bulunan herkesin din ve inanç özgürlüğüne tam anlamıyla saygı gösterilmesi konusunda başka ülkelere yardımcı olunması amaçlanıyor ve böylelikle hem yasal mevzuat, politika ve uygulamalar bakımından, hem de toplum genelinde din ve inanç alanında çoğulculuğa istisnasız bir şekilde saygı gösteren bir kültür yaratan başka yaklaşımlar bakımından toplumun bütün kesimleri hedefleniyorsa, bu durumun vakti gelince devletlerin evrensel periyodik incelemelerine (EPİ) de yansımasını umuyoruz. Yani evet, özel temsilciler kanalıyla din ve inanç özgürlüğüne gösterilen bu ilginin, söz konusu tavsiyeleri dikkate almak suretiyle, EPİ’nin bir parçası olarak kabul edilen hususlar paralelinde din ve inanç özgürlüğü alanındaki sicillerini iyileştirmek bakımından bu ülkelerin kapasitesinin arttırılmasına katkı sağlayacağını ümit ediyoruz. Elbette bu yöntemin, din ve inanç özgürlüğü alanında temsilci görevlendirmiş devletleri kendi ülkelerinde bu özgürlüğe ilişkin sicilleri açısından yaşıyor olabilecekleri esas can alıcı meselelerden uzaklaştırmasını istemiyoruz. Dış politika alanında din ve inanç özgürlüğünü geliştirmek için bir temsilci görevlendirmiş olan Devletlerin bu özgürlüğü kendi ülkesinde yaşayan herkese sağlamanın önemini de aynı oranda göz önünde bulundurmasını umuyoruz.

MY- Çok teşekkürler.

KM – Ben teşekkür ederim.